İLİŞKİNİN İÇİNDE YALNIZ HİSSEDEN OLMAK

“Yanımda bir partner var ama kendimi yalnız hissediyorum.”

Bazen insanın hayatında kimse yoktur ve yalnızdır.

Bazen ise yanında sevdiği, birlikte yaşadığı, aynı yatağı paylaştığı, gelecek planları yaptığı bir partner vardır; fakat yine de kendisini derin bir yalnızlığın içinde bulur.

“Aslında yalnız değilim. Bir ilişkim var. Ama kendimi onunla da yalnız hissediyorum.”

Bu cümle, ilişkilerde düşündüğümüzden çok daha sık karşımıza çıkar.

Çünkü ilişkide yalnızlık her zaman partnerin sevgisiz olmasıyla ya da ilişkinin kötü olmasıyla ilgili değildir. Bazen sevgi vardır, bağlılık vardır, ortak bir hayat vardır. Fakat kişi hayatın yükünü, düşünülmesi gerekenleri, planlanması gerekenleri ve duygusal sorumluluğu büyük ölçüde tek başına taşıdığını hissetmeye başlar.

Ve bir süre sonra insanın aklından şu geçebilir:

“Benim de bir partnerim var ama neden her şeyi yine ben düşünüyorum?”

Yanınızda biri varken neden yalnız hissedersiniz?

İlişkilerde yalnızlık çoğu zaman fiziksel bir yalnızlıktan değil, duygusal ve ilişkisel yükün tek taraflı hissedilmesinden doğar.

Örneğin; Tatile gidilecektir. Uçak bileti kim tarafından alınacak? Otel kim tarafından araştırılacak? Restoran rezervasyonunu kim yapacak?

Aile ziyareti ne zaman olacak?

Doğum gününü kim hatırlayacak?

Evde eksilenleri kim fark edecek?

Bir sorun çıktığında çözümü kim düşünecek?

Partnerinizin işi yoğunken onu da kim organize edecek?

Ve bazen bütün bunların arasında kişi şunu fark eder:

“Ben yalnızca kendi hayatımı değil, ilişkimizin hayatını da taşıyorum.”

İşte burada fiziksel olarak bir ilişkinin içinde olmasına rağmen psikolojik olarak yalnızlaşmaya başlayabilir.


“Bir kere de o benim yerime düşünsün.”

İlişkide yalnız hisseden bieylerden, maalesef çoğu zaman kadın erkek ilişkisinde kadınlardan, sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Ben yardım istemiyorum aslında. Bir kere de ben söylemeden onun düşünmesini istiyorum.”

Çünkü mesele yalnızca bir işin yapılması değildir. Mesele, o işin fark edilmesi ve sorumluluğunun kendiliğinden alınmasıdır.

“Bana yardım eder misin?” talebinin gelmesi ile yapılan yardım ve “Bunun benim de sorumluluğum olduğunu fark ettim.” demek arasında önemli bir fark vardır.

Birincisinde sorumluluğun sahibi hâlâ sizsinizdir; yalnızca işi yapması için partnerinizi görevlendirirsiniz.

İkincisinde ise gerçekten ortak bir sorumluluk vardır.

Bu nedenle bazı partnerler zamanla sürekli istemekten, hatırlatmaktan, planlamaktan ve takip etmekten yorulur.

Bir noktadan sonra söylemek bile istemez. Çünkü içinden: “Yine ben söyleyeceksem ne anlamı var?” diye düşünür. Ve bu noktada ilişkide yalnızlık duygusu derinleşebilir.


Zihinsel yük
Görünmeyen ama ilişkiyi yoran yük

İlişkilerde konuştuğumuz yük yalnızca fiziksel değildir. Asıl yorucu olan da çoğu zaman zihinsel yüktür.

Ne yapılması gerektiğini düşünmek, hatırlamak, planlamak, takip etmek, organize etmek ve gerektiğinde partnerine hatırlatmak…

Bir süre sonra kişi kendisini partnerinin sevgilisi ya da eşi olmaktan çok, ilişkinin yöneticisi gibi hissetmeye başlayabilir.

“Bunu da ben mi söyleyeceğim?”

“Ben söylemezsem yapmayacak.”

“Benim düşünmem gerekiyor.”

“Her şeyi ben takip ediyorum.”

“Bir şeyi de kendisi fark etsin.”

Bu cümleler yalnızca öfkeyi değil, zamanla ilişki içinde duygusal uzaklığı da artırabilir. Çünkü insan bir partnerinin yanında sürekli yönetici pozisyonunda hissettiğinde, yakınlık kurmakta zorlanabilir.


Fakat burada yalnızca bir partnere bakmak da yeterli değildir.

İlişki problemlerinde yalnızca “Partnerim neden sorumluluk almıyor?” sorusuna odaklanmak çoğu zaman ilişkinin tamamını görmemizi engeller. Çünkü bazen başka bir döngü de vardır:

Partner bir şey yapar.

Siz yeterince iyi bulmazsınız.

Düzeltirsiniz.

Partner zamanla geri çekilir.

Siz bunu “Yine hiçbir şeyi üstlenmiyor.” şeklinde deneyimlersiniz.

Daha fazla kontrol edersiniz.

Partner daha fazla geri çekilir.

Ve sonunda iki taraf da kendisini haksızlığa uğramış hisseder.

Bu nedenle çift terapisinde yalnızca “Kim haklı?” sorusuna bakmak çoğu zaman yeterli değildir.

“İlişkimizde nasıl bir döngü oluştu ve ikimiz bu döngünün neresinde duruyoruz?”


“Ben söylemeden anlamasını istiyorum.”

İlişkilerde sık karşılaştığımız başka bir ihtiyaç da budur.

“Ben söylemeden fark etsin.”

“Beni ben söylemeden anlasın.”

“Ben yorulduğumu söylemeden görsün.”

“Biraz da o beni düşünsün.”

Bu ihtiyaç küçümsenecek bir ihtiyaç değildir.

Çünkü burada çoğu zaman talep edilen şey yalnızca bir davranış değil, önemsenme ve düşünülme hissidir.

Fakat ilişkide önemli bir ayrım vardır:

Partnerinizin ihtiyaçlarınızı fark etmesini istemeniz anlaşılabilir bir ihtiyaçtır; ancak hiçbir partnerin diğerinin zihnini kusursuz biçimde okuması mümkün değildir.

Dolayısıyla bazen ilişkide ihtiyaçların açıkça ifade edilmesi gerekir.

“Beni anlamasını istiyorum.” ile
“İhtiyacımı ifade edebiliyor muyum?”

aynı soru değildir.

Sağlıklı ilişkilerde hem duygusal sezgi hem de açık iletişim için alan vardır.


“İlişkim var ama kendimi kadın gibi hissetmiyorum.”

Bazı kadınlar bunu daha farklı ifade eder:

“Sürekli güçlü olmak zorundayım.”

“Her şeyi ben organize ediyorum.”

“Ben düşünmezsem hiçbir şey ilerlemiyor.”

“Onun yanında bile her şeyi kontrol etmek zorunda hissediyorum.”

“Birinin beni de taşımasına ihtiyacım var.”

Buradaki “kadın gibi hissetmek” ifadesini yalnızca cinsellik üzerinden değerlendirmek doğru olmaz.

Çoğu zaman anlatılan şey; sürekli yöneten, planlayan, kontrol eden, çözen ve sorumluluk alan kişi olmaktan yorulmuş olmaktır.

Popüler kültürde bu durum bazen “eril enerji–dişil enerji” kavramlarıyla anlatılır.

Ancak bu kavramlar bilimsel psikolojide yerleşik, ölçülmüş kişilik kategorileri değildir. İlişki dinamiklerini anlamak için daha işlevsel olan; inisiyatif, sorumluluk, güven, kontrol, bakım verme ve bakım alma arasındaki dengeye bakmaktır.

Bir ilişkide kadının her zaman yönetici, erkeğin her zaman yönlendirilen olması gerekmez.

Bir kadın çok güçlü olabilir.

Bir erkek zaman zaman destek alabilir.

Bir kadın ilişkiyi organize edebilir.

Bir erkek duygusal olarak daha hassas olabilir.

Sorun cinsiyetler arasındaki bu farklılıkların kendisi değildir.

Asıl mesele, ilişkinin bütün yükünün sürekli aynı kişinin üzerinde kalmasıdır.


Peki erkek tarafında ne oluyor olabilir?

Bazen kadın:

“Neden hiçbir şeyi kendiliğinden yapmıyor?”

diye sorarken erkek tarafında başka bir deneyim yaşanıyor olabilir:

“Nasıl olsa o daha iyi biliyor.”

“Ne yapsam beğenmiyor.”

“Ben yapmaya çalışınca müdahale ediyor.”

“Nasıl olsa yine kendisi yapacak.”

Bu, erkeğin sorumluluk almamasını otomatik olarak açıklamaz veya haklı çıkarmaz.

Fakat ilişkiyi anlamak açısından önemlidir.

Çünkü bazı çiftlerde şu döngü oluşur:

Kadın daha fazla kontrol eder → erkek geri çekilir → kadın daha fazla yalnız hisseder → daha fazla kontrol eder → erkek daha fazla geri çekilir.

Bir süre sonra kadın:

“Bütün yük benim üzerimde.”

der.

Erkek ise:

“Ne yaparsam yapayım yeterli olmuyor.”

diye hisseder.

İki taraf da kendi açısından haklıdır.

Ama ilişki giderek daha yalnız bir hale gelir.


Sevgi varken yalnızlık neden bu kadar acıtır?

Çünkü ilişkide yalnızlık, bazen ilişkinin bitmesinden daha karmaşık bir deneyimdir.

Partnerinizi seviyor olabilirsiniz.

Onun sizi sevdiğini de biliyor olabilirsiniz.

Birlikte güzel anılarınız olabilir.

Gelecek planınız olabilir.

Hatta ilişkinizin dışarıdan bakıldığında oldukça iyi göründüğünü düşünebilirsiniz.

Ama içeride başka bir şey vardır:

“Ben bu ilişkinin içinde kendimi ne kadar yalnız hissediyorum?”

Bu soru önemlidir.

Çünkü ilişkisel yalnızlık zaman içinde kızgınlığa, kırgınlığa, duygusal uzaklığa ve bazen cinsel yakınlığın azalmasına da eşlik edebilir.

İnsan sürekli:

“Bunu da ben mi yapacağım?”

diye düşünürken partnerine karşı romantik yakınlığını korumakta zorlanabilir.

Çünkü partnerlik duygusu zayıfladığında, ilişkinin içinde yönetici–yönetilen ya da anne–çocuk benzeri bir dinamik oluşmaya başlayabilir.

Ve bu dinamik, çiftin birbirine duyduğu sevgiden bağımsız olarak ilişkiyi yıpratabilir.

İlişkinizin içinde yalnız hissediyor olabilirsiniz eğer…

  • Partneriniz yanınızda olmasına rağmen önemli kararları çoğunlukla tek başınıza düşünüyorsanız,
  • Sürekli bir şeyleri hatırlatmak ve takip etmek zorunda hissediyorsanız,
  • “Ben söylemeden neden anlamıyor?” düşüncesi sık aklınızdan geçiyorsa,
  • Yardım istemekten bile yorulduysanız,
  • Partneriniz bir işi yaptığında sonrasında yeniden düzenleme ihtiyacı hissediyorsanız,
  • Sevginiz devam ettiği halde ona karşı giderek daha fazla öfke veya kırgınlık hissediyorsanız,
  • Birlikte olduğunuz halde duygusal olarak görülmediğinizi düşünüyorsanız,
  • Partnerinizle konuşmak yerine içinizde biriktirmeye başladıysanız,
  • “Beni seviyor ama bana iyi gelmiyor.” diye düşünüyorsanız,
  • Kendinizi partneriyle eşit bir ekipten çok ilişkinin yöneticisi gibi hissediyorsanız.

Bunların hiçbiri tek başına ilişkinizin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Ancak tekrar tekrar yaşanıyorsa, ilişkinizin içinde oluşmuş bir döngüyü anlamak için önemli ipuçları olabilir.


Çift terapisi yalnızca ilişki bitme noktasına geldiğinde mi gerekir?

Hayır.

Çift terapisi yalnızca ayrılık, aldatma veya büyük krizler yaşandığında başvurulan bir süreç değildir.

Bazen çiftler aslında birbirini severken, birbirlerine ulaşma biçimlerini kaybedebilirler.

Bazen sorun iletişimsizlik gibi görünür; ancak iletişimin altında kontrol ve geri çekilme, yük paylaşımı, güven, duygusal ihtiyaçlar, sınırlar veya geçmişten gelen ilişki kalıpları vardır.

Çift terapisinde amaç yalnızca “daha iyi iletişim kurmayı” öğretmek değildir.

“Biz neden aynı tartışmayı tekrar tekrar yaşıyoruz?”

“Ben neden bu kadar yalnız hissediyorum?”

“Partnerim neden benden giderek uzaklaşıyor?”

“Neden yardım istedikçe daha fazla kontrol ediyorum?”

“Neden o geri çekildikçe daha fazla yük alıyorum?”

“Birbirimizi sevdiğimiz halde neden birbirimize iyi gelmekte zorlanıyoruz?”

Bu soruların yanıtları çoğu zaman tek bir kişide değil, ilişkinin kurduğu döngünün içinde bulunur.


“Partnerim neden böyle?”

— daha dönüştürücü soru şudur: “Bizim aramızda nasıl bir ilişki döngüsü oluştu?”

Çünkü ilişkide yalnızlık yalnızca partnerin yanınızda olmaması değildir.

Bazen partneriniz yanınızdadır ama siz hâlâ her şeyi tek başınıza taşırsınız.

Bazen partneriniz sizi sever ama sizi gerçekten görmediğini hissedersiniz.

Bazen siz ondan daha fazla sorumluluk almasını beklersiniz; o ise sizin kontrolünüzün içinde kendisine alan kalmadığını hisseder.

Ve bazen iki taraf da aslında aynı şeyi ister:

“Bu ilişkinin içinde tek başıma kalmak istemiyorum.”

İlişkiyi değiştirmek, çoğu zaman önce bu döngüyü fark etmekle başlar.

Çünkü amaç bir tarafın kazanması değil; iki kişinin yeniden aynı takımda olduğunu hissedebilmesidir.

İlişkinizde sevgi olduğu halde kendinizi uzun zamandır yalnız hissediyorsanız, yaşadığınız şey yalnızca bir “iletişim problemi” olmayabilir.

İlişkide duygusal yalnızlık, sorumluluk paylaşımı, zihinsel yük, kontrol ihtiyacı, iletişim sorunları, duygusal uzaklık ve tekrarlayan ilişki döngüleri psikoterapi ve çift terapisi sürecinde birlikte ele alınabilir.

Bazen ilişkiyi değiştirmek için önce ilişkinin içinde ne olduğunu, sizin ve partnerinizin bu döngüye nasıl dahil olduğunu anlamak gerekir.

Uzman Klinik Psikolog olarak bireysel psikoterapi ve çift terapisi süreçlerinde; ilişkisel çatışmalar, duygusal uzaklık, sorumluluk paylaşımı, sınırlar, iletişim problemleri ve ilişkide yalnızlık üzerine çalışıyorum.













Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

KADINLARDA TÜKENMİŞLİK: “HER ŞEYİ BEN YAPMAK ZORUNDAYIM” DÖNGÜSÜNDEN ÇIKMAK

“Çok yoruldum.”

Ama duramıyorsunuz.

Çünkü yapılması gereken çok şey var.

İş yetişecek, ev toparlanacak, planlanacak, birilerine dönüş yapılacak, aileyle ilgilenilecek, ilişkiye zaman ayrılacak, e kendinize de vakit ayıracaksınız.

Üstelik bunların çoğunu kimsenin hatırlatmasına gerek yok. Zaten siz hep bir yandan düşünüyorsunuz.

Kim ne zaman ne yapacak, ne eksik kaldı, neyin halledilmesi gerekiyor…

Bazen bedeniniz dinlenmek istiyor ama zihniniz durmuyor. Ve bir süre sonra şu cümle ortaya çıkıyor:

“Ben yapmazsam olmuyor.”

Kadınlarda tükenmişlik çoğu zaman tam da bu noktada başlıyor.

Kadınlarda tükenmişlik yalnızca çok çalışmak değildir

Kaç şeyin sorumluluğunu aynı anda taşıdıklarıdır.

Bir kadın işinde yönetici olabilir, evinin düzenini takip edebilir, ilişkisini sürdürebilir, ailesiyle ilgilenebilir, sosyal hayatını planlayabilir ve bütün bunların yanında herkesin ihtiyaçlarını zihninde tutabilir.

Dışarıdan bakıldığında hayatı oldukça düzenli görünebilir.

Fakat içeride sürekli çalışan bir zihin vardır:

“Bunu da ben takip etmeliyim.”
“Şunu da unutmamalıyım.”
“Ben ilgilenmezsem aksar.”
“Biraz daha dayanmalıyım.”

Bu nedenle tükenmişlik bazen yapılan işlerin fazlalığından çok, taşınan sorumlulukların fazlalığıyla ilgilidir.

“Yardım istiyorum ama yine de her şeyi ben yapıyorum”

Yardım isterler ama yardımı gerçekten devretmekte zorlanırlar.

Örneğin partnerinizden masayı silmesini istersiniz.

Siler.

Ama sizin istediğiniz kadar iyi değildir.

Bir köşede iz kalmıştır. Masanın üzerindeki eşyalar sizin yerleştirdiğiniz gibi değildir.

Ve içinizden şu geçer:

“Zaten böyle yapacak. Ben bir daha sileyim.”

Sonra bir başka konuda:

“Çamaşırları benim gibi katlamıyor.”

Bir başka konuda:

“Çocuğa benim kadar dikkat etmiyor.”

İş hayatında:

“Ben takip etmezsem eksik kalacak.”

Ve sonunda:

“Her şeyi ben yapmak zorundayım.”

…

Bazen gerçekten çevremizdeki insanlar sorumluluklarını yeterince yerine getirmiyor olabilir. Bu ihtimali görmezden gelmek doğru değil. Ancak bazen de kişinin yaşadığı tükenmişlik, sorumluluğu devretse bile kontrolü bırakamamasıyla daha da ağırlaşır. Çünkü yapılan iş “yanlış” değildir. Sadece kişinin kendi yapacağı şekilde yapılmamıştır.

Bu ikisi aynı şey değil.

Tükenmişliği besleyen görünmez döngü

Sorumluluk alırsınız.

↓

Bir noktada yorulursunuz ve yardım istersiniz.

↓

Yapılan işi yeterince iyi bulmazsınız.

↓

İşi yeniden kendiniz yaparsınız.

↓

“Kimse benim kadar düzgün yapamıyor.” diye düşünürsünüz.

↓

Bir sonraki sefer yardım istemek yerine doğrudan kendiniz yaparsınız.

↓

Daha fazla yorulursunuz.

↓

“Kimse bana yardımcı olmuyor.”

Bu döngü kişinin isteyerek seçtiği bir şey değildir. Çoğu zaman altında yıllar içinde gelişmiş mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı, aşırı sorumluluk alma, güvenmekte zorlanma veya hata yapmaya düşük tolerans gibi psikolojik örüntüler bulunabilir.

Bu nedenle “Biraz rahatla”, “Bırak boşver” veya “Her şeyi bu kadar kafana takma” demek çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü kişi rahatlayamamasının nedenini henüz anlamamıştır.


“Ben yapmazsam olmaz” düşüncesinin altında ne var?

Acaba gerçekten olmaz mı?

Yoksa kişi yıllardır her şeyin sorumluluğunu üstlendiği için artık başka bir ihtimali deneyimlemeye fırsat bulamamış mıdır?

Bazı kadınlar çocukluklarından itibaren “sorumluluk sahibi”, “olgun”, “başarılı” ve “her şeyi halleden” kişi olmaya alışmıştır.

Bazıları için kontrolü bırakmak kaygı yaratır.

Bazıları yardım istemeyi güçsüzlük gibi deneyimler.

Bazıları ise yaptığı her şeyi çok iyi yaparak kendisini değerli ve yeterli hissetmeye alışmıştır.

Dolayısıyla mesele yalnızca masayı silmek değildir.

Masa, kişinin dünyayı nasıl taşıdığının küçük bir örneği haline gelir.

“Ben yaparsam doğru olur.”

“Ben kontrol edersem içim rahat eder.”

“Ben bırakınca işler bozulur.”

“Kimse benim kadar dikkat etmiyor.”

Bu düşünceler uzun süre devam ettiğinde kişi fark etmeden kendi tükenmişliğinin koşullarını oluşturabilir.


Kadınlarda tükenmişlik belirtileri nelerdir?

Kadınlarda tükenmişlik farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En sık görülen belirtiler arasında:

  • Sürekli yorgunluk ve enerji düşüklüğü
  • Dinlenmeye rağmen geçmeyen bitkinlik
  • Sabahları güne başlamakta zorlanma
  • Tahammülsüzlük ve çabuk öfkelenme
  • Ağlama isteğinde artış
  • Sürekli zihinsel meşguliyet
  • Konsantrasyon ve karar verme güçlüğü
  • İşe karşı motivasyon kaybı
  • Daha önce keyif veren şeylerden uzaklaşma
  • Sosyal olarak geri çekilme
  • “Hiçbir şeye yetişemiyorum” hissi
  • Kendini yetersiz hissetme
  • Dinlenirken suçluluk duyma
  • Uyku düzeninde değişiklik
  • Stresle ilişkili bedensel yakınmalar

görülebilir.

Ancak bu belirtiler yalnızca tükenmişliğe özgü değildir. Depresyon, anksiyete, hormonal değişiklikler ve bazı fiziksel sağlık sorunları da benzer belirtilere yol açabilir.

Bu nedenle uzun süren veya günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkileyen bir tablo varsa profesyonel değerlendirme önemlidir.


Mükemmeliyetçilik: “Yeterince iyi” neden yetmiyor?

Tükenmişlik yaşayan bazı kadınlarda önemli bir ortak özellik yüksek standartlardır.

Yüksek standartlara sahip olmak tek başına sorun değildir.

Sorun, kişinin kendisi veya çevresindeki insanlar için “yeterince iyi” kavramının giderek ortadan kalkmasıdır.

Masa kusursuz silinmeli.

İş eksiksiz yapılmalı.

Ev düzenli olmalı.

İlişki iyi gitmeli.

Kendine de zaman ayrılmalı.

Üstelik bütün bunlar yapılırken güçlü, sakin, bakımlı ve üretken olunmalı.

Bir noktadan sonra yaşamın her alanı bir performans alanına dönüşebilir. Ve kişi dinlenirken bile zihninden: “Şimdi bunu yapmam gerekiyor.” diyebilir.

Bu nedenle tükenmişlik bazen daha iyi zaman yönetimiyle çözülecek bir problem değildir ; bazen kişinin kendisinden beklediği şeyleri yeniden değerlendirmesi gerekir.


Tükenmişlik nasıl geçer?

“Tükenmişlik nasıl geçer?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.

Bazı durumlarda iş yükünü azaltmak, uyku düzenini iyileştirmek, fiziksel olarak dinlenmek ve günlük yaşamda sınırlar oluşturmak önemli bir başlangıçtır.

Ancak kişi bütün bunları yapmasına rağmen:

  • Her şeyi kontrol etmeye devam ediyorsa,
  • Yardım istemekte zorlanıyorsa,
  • Yardım aldığında yapılan işi yeniden yapıyorsa,
  • Hayır dediğinde suçluluk hissediyorsa,
  • Başarısız olmaktan yoğun biçimde kaçınıyorsa,
  • Kendi ihtiyaçlarını sürekli erteliyorsa,
  • “Ben yapmazsam olmaz” düşüncesinden çıkamıyorsa,

sorunun tekil olmadığını düşünmek gerekir.

Çünkü kişi dinlenmeye çalışırken bile kendisini tüketen psikolojik döngüyü sürdürüyor olabilir.


Psikoterapide kadınlarda tükenmişlik nasıl ele alınır?

Tükenmişlikle çalışırken yalnızca belirtilere değil, belirtileri sürdüren psikolojik ve ilişkisel örüntülere bakmak önemlidir.

Kişinin; mükemmeliyetçiliği, kontrol ihtiyacı, aşırı sorumluluk alma eğilimi, sınır koyma biçimi, kendisini eleştirme şekli, onay ihtiyacı ve yardım alma konusundaki güçlükleri ele alınabilir.

Aynı zamanda kişinin gerçek yaşam koşulları da değerlendirilir. Çünkü her şeyi psikolojik bir probleme indirgemek de doğru değildir.

Bazen gerçekten çok fazla sorumluluk vardır.

Bazen kişi destek görmediği bir ilişkinin içerisinde olabilir.

Bazen çalışma koşulları sürdürülemez olabilir.

Bazen ise kişinin dış koşullar kadar, bu koşullara verdiği psikolojik tepkiler üzerinde çalışması gerekir.

İyi bir psikoterapötik değerlendirme, bu ayrımı yapmayı gerektirir.

Amaç kadına “daha az sorumluluk al” demekten ibaret değildir.

Amaç, kişinin hangi sorumlulukların gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt edebilmesi, başkalarına alan açabilmesi, kusursuzluk ihtiyacını esnetebilmesi ve kendi ihtiyaçlarını hayatının sürekli en son sırasına koymaktan çıkabilmesidir.

Hayatınızda gerçekten çok fazla şey mi var?

Yoksa her şeyi sizin yapmanız gerektiğine mi inanıyorsunuz?

Bir başkasının masayı sizin kadar iyi silmemesi sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?

Bir işi farklı yapmak neden “yanlış yapmak” gibi geliyor?

Yardım aldığınız halde neden sonunda yine siz düzeltmek zorunda hissediyorsunuz?

Her şey sizin kontrolünüzde olmadığında ne olacağından korkuyorsunuz?

Bu soruların cevapları, tükenmişliğin yalnızca ne kadar yaptığınızla değil, hayatı nasıl taşıdığınızla da ilgili olabileceğini gösterebilir. Çünkü bazen insanı tüketen yalnızca üzerindeki yük değildir. Yükü bırakmayı, paylaşmayı ve başkasının farklı yapmasına izin vermeyi öğrenememektir.

Ve her şeyi yapabiliyor olmanız, her şeyi yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.


Ne zaman psikolojik destek alınmalı?

Yoğunluk ve yorgunluk hayatın dönemsel parçaları olabilir. Ancak kendinizi uzun zamandır tükenmiş, tahammülsüz, isteksiz veya sürekli zihinsel olarak meşgul hissediyorsanız ve bu durum işinizi, ilişkinizi veya günlük yaşamınızı etkiliyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir.

Özellikle dışarıdan başarılı, güçlü ve hayatını kontrol eden biri gibi görünürken içeride sürekli yoruluyorsanız, bu çelişkiyi de önemsemek gerekir. Psikoterapi, yalnızca “nasıl daha az yorulacağınızı” değil, neden her şeyi tek başınıza taşımak zorunda hissettiğinizi anlamanıza da yardımcı olabilir.

Uzman Klinik Psikolog Ecem Sercan Doğan olarak kadınlarda tükenmişlik, mükemmeliyetçilik, stres, kaygı, sınır problemleri ve ilişkisel süreçler üzerine bireysel çalışmalar yürütmekteyim. Terapi süreci, kişinin ihtiyaçları ve yaşadığı güçlüklerin özellikleri doğrultusunda bireysel olarak yapılandırılmaktadır.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan