İYİLİĞİN FAZLASI, NİYETİ ZARARDA BULUŞTURUR

İyilik yapma isteği çoğu zaman saf, içten ve ahlaki olarak yüceltilen bir dürtü gibi görünür. Yardım etmek, beslemek, korumak ve büyütmek… Bunların hepsi insanın kendini iyi hissetmesini sağlar. Ancak bazen bu istek, sonuçları göremeyen bir aceleyle birleştiğinde iyiliğin kendisi zarar verici bir hâl alabilir. İşte bu hikâye, tam da bu çelişkinin etrafında şekillenir.

Bir gün balıklarına baktı. Cam fanusun içindeki küçük bedenlerin aç olabileceğini düşündü. “Kim bilir,” dedi içinden, “belki de yeterince doymuyorlardır.” Onları mutlu etmek, aç kalmamalarını sağlamak istiyordu. Bir tutam yem attı, sonra bir tutam daha. Yetmedi. Biraz daha… Balıklar yemlere üşüştü; bu manzara ona iyi hissettirdi. İyilik yapıyordu. Ertesi gün uyandığında annesi sakin bir sesle balıkların “tatile çıktığını” söyledi. Çocuk aklıyla anlamaya çalıştı; ama aslında balıklar, iyi niyetle verilen fazla yem yüzünden ölmüştü.

Başka bir zaman zeytin ağacına takıldı gözü. Yaprakları biraz cansız görünüyordu. “Susuz kalmasın,” diye düşündü. Her gün su verdi. Toprağı hep ıslaktı; bu ona güven veriyordu. İlgileniyordu, ihmal etmiyordu. Ama günler geçtikçe ağacın yaprakları sarardı, kökleri çürüdü. Zeytin ağacı, iyilik yüzünden kurumuştu.

Bir klinik psikolog bakış açısıyla bu örüntüye yaklaştığımızda, burada temel mesele sınırları ayırt edemeyen, yoğun bir iyilik yapma ihtiyacıdır. Bu tür kişiler genellikle empatik, duyarlı ve başkalarının ihtiyaçlarına karşı aşırı tetikte olurlar. Ancak bu tetiklik, karşı tarafın gerçek ihtiyacını anlamaktan çok, kendi içlerindeki huzursuzluğu yatıştırmaya hizmet eder.

Bu durum psikolojide her zaman tek bir başlık altında toplanmaz fakat aşırı telafi, kontrol ihtiyacı ve kaygı temelli yardım davranışları ile yakından ilişkilidir.

Kişi, “Yeterince yapmazsam kötü bir şey olur” inancıyla hareket eder.

Balıkların aç kalması ihtimali, zeytin ağacının susuz kalması ihtimali, dayanılmaz bir kaygı yaratır. Bu kaygıyı azaltmanın yolu ise daha fazla vermek, daha fazla yapmak, daha fazla müdahale etmektir.

Günlük hayatta bu kişiler şu örneklerle karşımıza çıkar:

-Bir arkadaşının üzüntüsünü hemen çözmeye çalışır, sadece dinlemenin yeterli olabileceğini fark edemez.

-Çocuğunun her sorununu önceden engelleyerek onun hayal kırıklığı yaşamasına hiç izin vermez.

-İş yerinde herkesin yükünü üstlenir, sonra tükenir ve kırılır.

-Sevdiği birine sürekli tavsiye verir; durması gerektiğini fark ettiğinde ise çok geçtir.

Bu davranışların temelinde çoğu zaman çocukluk deneyimleri yatar. Sevginin, ilginin ya da kabulün “bir şey yapmakla” kazanıldığı bir ortamda büyüyen kişiler, var olabilmek için faydalı olmak zorunda olduklarına inanırlar. İyilik yapmak, onlar için sadece ahlaki bir değer değil, aynı zamanda bir varoluş güvencesidir. Durduklarında, yapmadıklarında, vermediklerinde sevilmeyeceklerini hissederler.

Ancak iyilik, sınırla anlam kazanır. Balıklar bazen aç kalabilir, zeytin ağacı bazen susuzluğu tolere edebilir. İnsanlar da kendi eksiklikleriyle büyür. Klinik açıdan bakıldığında, bu kişinin iyiliği öğrenmesi değil; ne zaman duracağını, ne kadar yeterli olduğunu ve her ihtiyacın müdahale gerektirmediğini öğrenmesi gerekir.

Gerçek iyilik, her zaman çoğaltmak değildir. Bazen geri çekilmek, bazen izlemek, bazen de hiçbir şey yapmamaktır. Aksi hâlde en masum niyetler bile, balıkları tatile gönderebilir, zeytin ağaçlarını kurutabilir.


Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DUYGU OKUMAYA ÇALIŞMAK

‘tamam bu duyguyu da ben senin yerine üstlenirim’

Çocukluk dönemi, bireyin duygusal ve psikolojik gelişiminin temellerinin atıldığı önemli bir evredir. Özellikle duyguları anlama ve sürdürme çabası gösteren çocuklar, bu süreçte kendilerini ifade etme, empati kurma ve çevreleriyle etkileşimde bulunma konularında önemli beceriler kazanırlar.

Duygusal ifadeleri anlamada daha yetenekli olabilirler. Empati, başkalarının duygusal durumlarını anlama ve bu duyguları paylaşma yeteneği olarak tanımlanır. Duygu okuma çabası, çocuğun empatik yeteneklerini geliştirmesine katkı sağlar.

Sosyal etkileşimlerde daha başarılı olma eğilimindedirler. Duygusal ifadeleri doğru bir şekilde anlamak, çocuğun çevresiyle daha derin bağlar kurmasına ve olumlu ilişkiler geliştirmesine olanak tanır.

Çocukların kendi duygusal durumlarına daha hakim olmalarına yardımcı olabilir. Bu da stresle başa çıkma yeteneklerini geliştirebilir. Duygu okuma sayesinde, çocuklar duygusal zorluklarla başa çıkma stratejileri geliştirmeyi öğrenirler.

Çocuğun bilişsel gelişimine de katkıda bulunabilir. Duygusal ifadeleri anlamak, zihinsel süreçleri harekete geçirir ve çocuğun dikkatini odaklamasına yardımcı olabilir. Bu, öğrenme ve problem çözme becerilerini geliştirebilir.

Çocuğun kendi duygusal dünyasını anlamasına ve bu bağlamda öz bilinç geliştirmesine katkı sağlar. Bu süreç, çocuğun kendi kimliğini keşfetmesine ve benlik saygısını güçlendirmesine yardımcı olabilir.

Duygu okuma, insanların duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olan önemli bir beceridir.

İnsanların duygusal durumlarını anlamak için aktif dinleme önemlidir. Karşımızdaki kişiye tam dikkatle kulak vermek, duygusal ipuçlarını kaçırmamızı engeller.

Mimikleri, vücut dillerini ve ses tonlarını doğru bir şekilde okumak, duygu okuma becerisini artırır. İnsanların duygusal ifadelerini doğru bir şekilde anlamak, güçlü bir iletişim kurmamıza olanak sağlar. (Bilişsel çarpıtma hakkında okumak için tıklayınız)

Empatiyi geliştirmek için günlük hayatta küçük egzersizler yapmak le başkalarının yerine kendimizi koyarak düşünmek, duygusal zekamızı güçlendirir.

ANCAK, çocukluk döneminde duygu okuma çabası gösteren bir çocuğun yetişkinlikte alınganlık veya her şeyi üstlenme eğilimi gibi etkilerle karşılaşması da olasıdır.

Çocukluk döneminde duygu okuma çabası gösteren bir çocuk, duygusal ifadeleri doğru bir şekilde anlamaya çalışırken, çevresindeki duygusal durumları hassas bir şekilde algılayabilir. Yetişkinlikte bu durum devam ederse, birey küçük olayları abartabilir, eleştirilere daha duyarlı tepkiler verebilir ve ilişkilerinde daha fazla hassasiyet gösterebilir.

Duygu okuma çabası gösteren bir çocuk, çevresindeki duygusal durumları anlama konusunda gelişmiş bir beceriye sahip olabilir. Ancak, bu durum bazen çocuğun her şeyi üstlenme eğilimine girmesine neden olabilir. Herhangi bir olumsuz durumu çözme veya başkalarının mutluluğu için sorumluluk almak isteyebilir. Bu durum yetişkinlikte, kişinin kendi sınırlarını zorlaması, başkalarının sorumluluklarını üstlenmesi ve bu nedenle aşırı stres altında kalması gibi sorunlara yol açabilir.

Duygu okuma çabası gösteren bir çocuk, çevresindeki insanların duygusal durumlarını anlama konusunda güçlü bir empatiye sahip olabilir. Ancak, bu durum bazen aşırı duygu yüklenimine neden olabilir. Yetişkinlikte, başkalarının duygusal zorluklarına aşırı duyarlılık göstermek ve bu yükü taşımak, kişinin kendi duygusal sağlığını etkileyebilir.










Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan