ÇOCUĞUMUN DAVRANIŞLARI DEĞİŞTİ

Ergenlik büyük bir dönüşüm dönemidir. Ama bazı değişiklikler büyümenin ötesinde bir şeye işaret edebilir. Farkı nasıl anlarsınız?

On beş yaşındaki kızınız artık akşam yemeğine gelmiyor. Oğlunuz sorularınıza tek kelime ile yanıt veriyor; “iyi”, “tamam”, “bilmiyorum.” Bir zamanlar müzikle ilgilenen, arkadaşlarıyla vakit geçiren çocuğunuz sanki kaybolmuş gibi.

Kendinize şunu soruyor olabilirsiniz: Bu ergenlik mi, yoksa daha derin bir şey mi?

Bu soruyu sormak bile başlı başına değerlidir. Çünkü pek çok ebeveyn bu ayrımı yapamadan yıllarca bekler — bazen çok geç olana kadar.

Ergenlik zordur, evet. Ama ‘zor’ ile ‘yardıma ihtiyaç var’ arasındaki farkı görmek, bir ebeveynin yapabileceği en önemli şeylerden biridir.

Ergenlik Neden Bu Kadar Kafa Karıştırır?

On iki ile on sekiz yaş arasında beyin, daha önce hiç yaşamadığı — ve bir daha yaşamayacağı — bir yeniden yapılanma sürecinden geçer. Prefrontal korteks, yani karar verme, dürtü kontrolü ve empatiyi yöneten bölge, en son olgunlaşan kısımdır. Bu süreçte ergenler gerçek anlamda farklı düşünür, farklı hisseder ve farklı davranır.

Çekilme, kapı kapatma, mahremiyet isteği, ebeveynlere meydan okuma — bunların hepsi gelişimsel olarak normaldir. Nörobiyolojik olarak beklenendir. Panik gerektirmez.

Ama bazı belirtiler vardır ki ergenliğin değil, yardım çığlığının dilidir.

Endişelenmeniz Gereken Belirtiler

Aşağıdaki listede iki veya daha fazla madde iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa, bir uzmana görünmek için doğru zamandır.

Profesyonel destek almanız gereken işaretler

  • Akademik performansta ani ve belirgin düşüş
  • Eskiden sevdiği aktivitelere ilgi kaybı
  • Uyku düzeninde aşırı bozulma (çok az veya çok fazla)
  • Yeme alışkanlıklarında belirgin değişim
  • Sosyal izolasyon — arkadaşlardan tamamen çekilme
  • Kendine zarar verme davranışı veya şüphesi
  • Sürekli irritabilite, öfke patlamaları
  • Alkol veya madde kullanımına dair işaretler
  • Kimlik veya beden algısı üzerine yoğun kaygı
  • Ölüm veya umutsuzluk içeren konuşmalar

Ebeveynlerin En Çok Yaptığı Hata

En sık duyduğum cümle şudur: “Aslında bir şeyler olduğunu hissediyordum ama beklemeye karar verdim.”

Beklemenin iki nedeni vardır: ya durumu ciddiye almamak (“ergenlik işte, geçer”), ya da ciddiye almaktan korkmak (“bir psikologla görüşürse damgalanır mı?”).

Her iki endişe de anlaşılırdır. Ama ikisi de gerçeği yansıtmaz.

Ergenlik döneminde başlayan depresyon ve kaygı bozukluklarının büyük çoğunluğu, erken müdahaleyle kısa sürede ve kalıcı biçimde çözüme kavuşur. Geç kalındığında süreç uzar, akademik ve sosyal kayıplar derinleşir ve gençlerin özgüveni onarılması daha güç biçimde etkilenir.

Çocuğunuzu bir uzmana götürmek zayıflık değil, onun için alabileceğiniz en güçlü karardır.

Psikologla İlk Görüşmeden Ne Beklemelisiniz?

Pek çok aile ilk seansın nasıl geçeceğini bilmediği için erteleyebiliyor. Süreç şöyle işler:

  • Ebeveyn görüşmesi
    Bazen ilk bazen 3./4. seansta ebeveynler ile görüşülür. Ne zaman başladığı, nasıl ilerlediği, aile içi dinamikler değerlendirilir.
  • Genç ile bireysel görüşme
    Ergen, kendi perspektifini güvenli bir ortamda paylaşır. Gizlilik sınırları net olarak belirlenir.
  • Değerlendirme ve yönlendirme
    Klinisyen, ne tür bir destek gerekebileceği ve süreç nasıl devam edeceği hakkında net bir geri bildirim sunar.
  • Aile katılımı
    Ergen terapisinde ebeveynin sürece dahil olması, sonuçları anlamlı ölçüde iyileştirir. Bu bir aile meselesidir.

Çocuğunuzla Nasıl Konuşmalısınız?

Ergenlerin psikolog fikrine direnmesinin en temel nedeni “yanlış olduğumu düşünüyorlar” hissidir. Bu hissi ortadan kaldıracak birkaç yaklaşım:

Suçlamadan söyleyin: “Sende bir sorun var” yerine “Son zamanlarda seni daha az mutlu görüyorum ve bunu seninle konuşmak istedim.”

Seçim hakkı verin: Mümkünse psikologu birlikte seçin. Gençler sürecin bir parçası olduklarında çok daha aktif katılım gösterir.

Bu Yazıyı Okudunuz — Şimdi Ne Yapmalısınız?

Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız, büyük ihtimalle çocuğunuz hakkında içinizde bir soru işareti var. Bu soru işareti dinlenmeyi hak eder.

Bir uzmanla ilk görüşme sizi bir şeye bağlamaz. Sadece netlik kazandırır.

GÜVENLİ BAĞLANMA NASIL KURULUR?

EBEVEYN REHBERLİĞİ

Çocuğunuzla kurduğunuz ilişki, onun yalnızca çocukluk yıllarını değil; yetişkinlikte kuracağı ilişkileri, kendilik algısını ve duygusal dayanıklılığını da şekillendirir.

Bir çocuk, kendisine nasıl davranıldığını zamanla içselleştirir. Sevildiğini, görüldüğünü ve ihtiyaç duyduğunda yanında birinin olduğunu hisseden çocuk; dünyayı daha güvenli, insan ilişkilerini daha öngörülebilir algılar. Tam tersine, duygusal ihtiyaçlarının sürekli görmezden gelindiği, reddedildiği ya da belirsizlik içinde kaldığı ilişkiler çocuğun hem kendisine hem de başkalarına dair güven duygusunu zedeleyebilir.

İşte tam bu noktada karşımıza “bağlanma” kavramı çıkar.


Bağlanma Nedir?

Bağlanma, bebeğin ya da çocuğun kendisine bakım veren kişiyle kurduğu duygusal bağdır. Bu bağ yalnızca fiziksel bakım üzerinden şekillenmez; asıl belirleyici olan, çocuğun duygusal ihtiyaçlarına nasıl yanıt verildiğidir.

Psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby tarafından geliştirilen bağlanma teorisine göre çocukların temel ihtiyacı yalnızca beslenmek ya da korunmak değildir. Çocuk aynı zamanda:

  • sakinleştirilmeye,
  • anlaşılmaya,
  • duygularının görülmesine,
  • korktuğunda güvenli bir yere dönebilmeye

    ihtiyaç duyar.

Yani çocuk için ebeveyn, yalnızca bakım veren biri değil; aynı zamanda “güvenli üs”tür.

Bu güvenli üs oluştuğunda çocuk şunları öğrenir:

  • “Ben değerliyim.”
  • “İhtiyaç duyduğumda yardım isteyebilirim.”
  • “İnsanlara güvenebilirim.”
  • “Duygularım kabul edilebilir.”

Bu inançlar yaşam boyu ilişkilerin temelini oluşturur.


Güvenli bağlanma geliştiren çocukların:

  • duygularını düzenleme becerileri daha güçlü olur,
  • stresle baş etme kapasiteleri gelişir,
  • öz güvenleri daha sağlıklı olur,
  • sosyal ilişkilerde daha dengeli davranırlar,
  • yardım isteme ve destek kabul etme becerileri daha yüksektir.

Araştırmalar güvenli bağlanmanın yalnızca çocukluk dönemini değil; yetişkinlikteki romantik ilişkileri, ebeveynlik tarzını, hatta psikolojik dayanıklılığı bile etkilediğini göstermektedir.

Bir başka deyişle, çocuklukta kurulan ilişki örüntüleri yetişkinlikte tekrar etme eğilimindedir.


4 Temel Bağlanma Stili

Psikolog Mary Ainsworth tarafından yapılan çalışmalar sonucunda dört temel bağlanma stili tanımlanmıştır.

Güvenli Bağlanma

Ebeveynin duygusal olarak ulaşılabilir, tutarlı ve duyarlı olduğu ilişkilerde gelişir.

Çocuk ihtiyaç duyduğunda bakım verenine ulaşabileceğini bilir. Bu nedenle hem keşfetmeye cesaret eder hem de zorlandığında geri dönüp destek alabilir.

Kaygılı (Güvensiz) Bağlanma

Ebeveynin bazen ilgili bazen uzak olduğu tutarsız ilişkilerde gelişir.

Çocuk, ihtiyaç duyduğunda karşılık alıp alamayacağını bilemez. Bu belirsizlik zamanla yoğun bir terk edilme kaygısına dönüşebilir.

Bu bağlanma örüntüsüne sahip çocuklar:

  • aşırı onay ihtiyacı duyabilir,
  • ayrılıklarda yoğun kaygı yaşayabilir,
  • ebeveyne yapışma davranışı gösterebilir.

Kaçıngan Bağlanma

Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının sık sık reddedildiği ya da küçümsendiği ilişkilerde gelişir.

Çocuk zamanla şunu öğrenir:
“İhtiyaç gösterirsem karşılık alamam.”

Bu nedenle duygularını bastırmayı, yardım istememeyi ve kendi kendine yetmeye çalışmayı öğrenebilir.

Dışarıdan “çok uslu” görünen bazı çocukların aslında duygusal ihtiyaçlarını bastırıyor olması mümkündür.

Düzensiz Bağlanma

Genellikle travmatik, korkutucu ya da kaotik ilişkilerde gelişir.

Çocuk için ebeveyn hem güven kaynağıdır hem de korku kaynağıdır. Bu çelişki, çocuğun ilişkilerde ciddi bir kafa karışıklığı yaşamasına neden olabilir.

Bu bağlanma örüntüsü çoğu zaman profesyonel destek gerektirir.


Kusursuzluk Değil, Onarım

Birçok ebeveynin en büyük kaygılarından biri şudur:
“Acaba yanlış mı yapıyorum?”

Oysa güvenli bağlanma için gereken şey mükemmellik değildir.

Araştırmacı Ed Tronick tarafından yapılan “Still Face” (Donuk Yüz) deneyleri, ebeveyn-bebek etkileşimlerinin büyük kısmında zaten kopukluklar yaşandığını göstermiştir.

Bazen ebeveyn:

  • yorgundur,
  • dalgındır,
  • yanlış anlar,
  • geç tepki verir,
  • sabrını kaybeder.

Bunlar insan olmanın doğal parçalarıdır.

Güvenli bağlanmayı oluşturan şey hata yapmamak değil; kopuştan sonra yeniden bağlantı kurabilmektir.

Yani:

  • özür dilemek,
  • duyguyu fark etmek,
  • geri dönüp ilişkiyi tamir etmek.

Örneğin:

  • “Az önce sana sert konuştum, üzgünüm.”
  • “Seni dinlemediğimi fark ettim.”
  • “Kızgın olmam senin suçun değildi.”

Bu tür onarıcı cümleler çocuğun ilişkilerle ilgili çok önemli bir şey öğrenmesini sağlar:
“İlişkiler bozulabilir ama tamir de edilebilir.”


Güvenli Bağlanmayı Destekleyen 7 Temel Yaklaşım

Tutarlı Olun

Çocuklar öngörülebilir ilişkiler içinde kendilerini güvende hisseder.

Tutarlılık:

  • her şeye izin vermek değildir,
  • katı disiplin uygulamak da değildir.

Tutarlılık; sınırların, tepkilerin ve duygusal yaklaşımın genel olarak öngörülebilir olmasıdır.

Çocuk şunu hisseder:
“Ne olursa olsun annem/babam ulaşılabilir biri.”

Duygularını Görün ve İsimlendirin

Çocuklar önce duygularını yaşar, sonra onları tanımayı öğrenir.

Bu nedenle:

  • “Ağlama.”
  • “Abartıyorsun.”
  • “Korkacak bir şey yok.”

gibi cümleler yerine:

  • “Çok korktun galiba.”
  • “Bu seni üzdü.”
  • “Şu an çok öfkelisin.”

demek çocuğun duygusal gelişimi açısından çok değerlidir.

Duyguyu kabul etmek, davranışı onaylamak anlamına gelmez.

Örneğin:
“Çok öfkelendiğini görüyorum ama kardeşine vuramazsın.”

Bu yaklaşım hem sınır koyar hem de duyguyu reddetmez.

Fiziksel Yakınlığı İhmal Etmeyin

Özellikle erken çocukluk döneminde fiziksel temas sinir sistemi gelişimi açısından son derece önemlidir.

Sarılmak, saçını okşamak, yanına oturmak, temas kurmak; çocuğun stres sistemini düzenlemeye yardımcı olur.

Fiziksel yakınlık:

  • sakinleşmeyi,
  • aidiyet hissini,
  • güven duygusunu destekler.

Çocuk için sevgi çoğu zaman önce bedensel olarak hissedilir.

Gerçekten Mevcut Olun

Aynı evde olmak ile duygusal olarak ulaşılabilir olmak aynı şey değildir.

Çocuk özellikle bir şey anlatmaya çalışırken:

  • göz teması kurmanız,
  • dikkatle dinlemeniz,
  • telefonu bırakmanız,
  • gerçekten orada olmanız

bağ kurmanın temel parçalarındandır.

Günde yalnızca 10-15 dakikalık kesintisiz, kaliteli temas bile çocuk için çok güçlü bir duygusal yatırım olabilir.

Keşfetmesine Alan Tanıyın

Güvenli bağlanma çocukları bağımlı değil, bağımsız hale getirir.

Çünkü çocuk şunu bilir:
“İhtiyaç duyarsam geri dönebileceğim biri var.”

Bu güven duygusu çocuğun:

  • yeni şeyler denemesine,
  • hata yapmasına,
  • sosyal ilişkiler kurmasına,
  • risk almasına yardımcı olur.

Aşırı koruyuculuk ise bazen çocuğun kendi becerilerine güvenmesini zorlaştırabilir.

Kendi Geçmişinizi Fark Edin

Ebeveynlik çoğu zaman kişinin kendi çocukluğuna da temas eder.

Kendi çocukluğunuzda:

  • duygularınıza nasıl yaklaşılırdı?
  • hata yaptığınızda ne olurdu?
  • ihtiyaç duyduğunuzda destek alabilir miydiniz?

Bu sorular önemlidir çünkü ebeveynler çoğu zaman farkında olmadan kendi ilişki örüntülerini tekrar ederler.

Farkındalık ise değişimin ilk adımıdır.

Bazı durumlarda bireysel terapi ya da ebeveyn danışmanlığı bu süreci anlamlandırmak açısından oldukça destekleyici olabilir.

Onarmayı Alışkanlık Haline Getirin

Her ebeveyn zaman zaman hata yapar.

Önemli olan:

  • hatayı fark etmek,
  • sorumluluk almak,
  • yeniden bağlantı kurmaktır.

Çocuğunuz sizden şunları duymaya ihtiyaç duyabilir:

  • “Haklısın.”
  • “Seni kırdım.”
  • “Özür dilerim.”
  • “Tekrar deneyelim.”

Bu cümleler otoritenizi azaltmaz. Tam tersine, çocuğun gözünde sizi daha güvenilir biri haline getirir.


Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Bazı durumlarda profesyonel destek almak hem çocuk hem ebeveyn için oldukça faydalı olabilir.

Özellikle:

  • yoğun ayrılık kaygısı,
  • ciddi öfke problemleri,
  • içe kapanma,
  • ilişki kurmakta zorlanma,
  • travmatik yaşam olayları,
  • ebeveyn-çocuk arasında sürekli çatışma

gibi durumlarda çocuk ve ergen psikoterapisi ya da ebeveyn danışmanlığı destekleyici olabilir.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DEHB’li ÇOCUĞUM VAR

Ebeveynlerin En Sık Sorduğu Soruların Yanıtları

“Ben mi yanlış yapıyorum?”
“Neden sürekli unutuyor?”
“Çok zeki ama neden derslere odaklanamıyor?”
“Bu davranışlar normal mi, yoksa DEHB olabilir mi?”

DEHB’li çocukların ebeveynleri terapi odasında çoğu zaman birbirine çok benzeyen sorular sorar. Çünkü bu süreç yalnızca çocuk için değil, ebeveyn için de kafa karıştırıcı ve yorucudur.

“Çocuğum beni neden dinlemiyor?”

Aslında çoğu DEHB’li çocuk sizi dinlemiyor değildir; duyduğu bilgiyi zihninde organize etmekte ve sürdürmekte zorlanıyordur.

  • Uzun yönergelerde,
  • Dikkat dağıtıcı ortamda,
  • Aynı anda birden fazla şey söylendiğinde,
  • İlgi çekici olmayan görevlerde,

beyin bilgiyi “tutmakta” zorlanabilir.

Bu yüzden:
“Git odanı topla, dişini fırçala, pijamanı giy ve çantanı hazırla” yerine:

“Önce pijamanı giyelim.”

gibi kısa ve tek adımlı yönergeler çok daha etkili olur.

Bu durum çoğu zaman saygısızlık değil, yürütücü işlev güçlüğüdür.


“Çok zeki ama neden ders çalışamıyor?”

Bu, ebeveynlerden en sık duyduğum cümlelerden biridir.

DEHB zekâ problemi değildir. Hatta birçok DEHB’li çocuk oldukça yaratıcı, hızlı düşünen ve güçlü potansiyele sahip çocuklardır.

Sorun genellikle:

  • Başlamakta,
  • Dikkati sürdürmekte,
  • Organizasyonda,
  • Zaman yönetiminde,
  • Sıkıcı görevleri devam ettirmekte yaşanır.

Yani çocuk “bilmiyor” değil; performansını sürdüremiyor olabilir.

Özellikle şu durum çok yaygındır:
İlgisini çeken konuda saatlerce odaklanabilirken, ödev başında birkaç dakika içinde zihni dağılabilir.

Bu ebeveynler için kafa karıştırıcıdır ama DEHB’in doğasında vardır.


“Sürekli unutuyor. Bu normal mi?”

DEHB’li çocuklarda unutkanlık oldukça yaygındır.

Çünkü beynin çalışma belleği sistemi zorlanabilir. Yani bilgi kısa süreli olarak zihinde tutulamaz.

Bu yüzden çocuk:

  • Defterini okulda unutabilir,
  • Söylediğiniz şeyi birkaç dakika sonra unutabilir,
  • Eşyalarını kaybedebilir,
  • Yapacağı işi aklında tutamayabilir.

Bu durum çoğu zaman “umursamama” değil, nörolojik bir zorlanmadır.

Desteklemek için:

  • Görsel listeler,
  • Hatırlatıcı notlar,
  • Rutinler,
  • Sabit yer düzeni,
  • Küçük adımlı planlama

oldukça faydalıdır.


“Çok hareketli olması DEHB olduğu anlamına mı gelir?”

Hayır. Her hareketli çocukta DEHB yoktur.

Çocukların doğal olarak enerjik olması gelişimsel olarak normaldir. DEHB tanısında önemli olan yalnızca hareketlilik değil:

  • Yaşa göre belirgin yoğunlukta olması,
  • Birden fazla ortamda görülmesi,
  • Günlük işlevselliği etkilemesi,
  • Süreklilik göstermesidir.

Örneğin yalnızca evde hareketli ama okulda uyumlu bir çocukla; hem okulda hem evde ciddi dürtüsellik yaşayan çocuk aynı şekilde değerlendirilmez.

Tanı mutlaka uzman değerlendirmesiyle konmalıdır.


“DEHB benim hatam mı?”

Hayır.

Bu soru özellikle bakım verenlerde yoğun suçlulukla birlikte gelir.

DEHB;

  • Genetik,
  • Nörolojik,
  • Beyin gelişimiyle ilişkili

bir farklılıktır.

Ebeveynlik tarzı DEHB’e neden olmaz.

Ancak ebeveyn yaklaşımı çocuğun:

  • Özgüvenini,
  • Duygu düzenleme becerisini,
  • Akademik uyumunu,
  • Kendilik algısını

çok güçlü biçimde etkileyebilir.

Yani mesele “hatanız” değil; bundan sonra nasıl destek olabileceğinizdir.


“Çocuğum neden hemen öfkeleniyor?”

DEHB yalnızca dikkat problemi değildir.

Birçok çocukta:

  • Duyguları düzenleme,
  • Hayal kırıklığı toleransı,
  • Bekleyebilme,
  • Dürtü kontrolü

alanlarında da zorlanma görülür.

Bu yüzden küçük bir olay bile yoğun tepkiye dönüşebilir.

  • Oyunda kaybetmek,
  • Beklemek zorunda kalmak,
  • Eleştirilmek,
  • İstediğinin hemen olmaması

büyük öfke patlamalarına yol açabilir.

Bu anlarda yalnızca davranışı durdurmaya çalışmak yerine önce duyguyu regüle etmek gerekir.

Çocuk sakinleşmeden öğrenme gerçekleşmez.


“Sürekli eleştirmek zorunda kalıyorum gibi hissediyorum. Ne yapabilirim?”

Bu his birçok ebeveynde vardır.

Çünkü gün içinde:
“Dur.”
“Yapma.”
“Kaç kere söyledim?”
“Yine mi unuttun?”

demek zorunda kalabilirsiniz.

Fakat sürekli olumsuz geri bildirim alan çocuk zamanla kendini “problemli” hissetmeye başlayabilir. Bu nedenle bilinçli olarak olumlu davranışları da görünür hale getirmek çok önemlidir.

Örneğin:

  • “Bugün çantanı kendin hazırladığını fark ettim.”
  • “Dikkatin dağılsa da geri dönmeye çalıştın.”
  • “Kardeşine yardım etmen çok hoşuma gitti.”

Spesifik geri bildirimler çocuğun özgüvenini güçlendirir.


“Ceza işe yaramıyorsa ne yapacağız?”

DEHB’li çocuklarda yalnızca ceza odaklı yaklaşım çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü problem çoğu zaman “bilmemek” değil, beceriyi sürdürememektir.

Bu nedenle:

  • Net sınırlar,
  • Tutarlılık,
  • Küçük hedefler,
  • Anlık geri bildirim,
  • Süreci ödüllendirme

daha etkili olur.

Amaç korkutmak değil, beceri geliştirmektir.


“İlaç kullanmak zorunda mı?”

Hayır. Her çocuk için gerekli değildir.

Ancak bazı çocuklarda ilaç:

  • Dikkati sürdürmeyi,
  • Dürtü kontrolünü,
  • Akademik işlevselliği,
  • Duygu düzenlemeyi

belirgin şekilde destekleyebilir.

Bu karar mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristi tarafından değerlendirilmelidir.

İlaç tek başına çözüm değildir; en etkili yaklaşım genellikle:

  • Ebeveyn desteği,
  • Psikoterapi,
  • Okul işbirliği,
  • Gerekirse ilaç tedavisinin

birlikte yürütülmesidir.


“DEHB geçer mi?”

Belirtiler yaşla birlikte değişebilir.

Özellikle hiperaktivite azalabilir. Ancak:

  • Organizasyon,
  • Dikkat,
  • Planlama,
  • Zaman yönetimi,
  • Duygu düzenleme

alanındaki zorluklar yetişkinlikte de devam edebilir.

Fakat erken destek alan çocuklar bu alanlarda güçlü beceriler geliştirebilir.

Yani mesele yalnızca belirtilerin kaybolması değil; çocuğun hayatını sağlıklı şekilde yönetebilmeyi öğrenmesidir.


“Ebeveyn olarak en önemli şey ne?”

Mükemmel ebeveyn olmak değil.

Çocuğunuzu anlamaya çalışan, onun zorlandığı alanları görebilen ve ilişkiyi koruyabilen bir ebeveyn olmak.

Çünkü DEHB’li çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri şudur:

“Ben problem değilim. Zorlanıyorum ve biri beni anlamaya çalışıyor.”

Ve bazen iyileştirici olan tam olarak budur.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan