GELECEK KAYGISI BANA ZARAR VEREMEZ

Hayatımızın birçok döneminde, gelecek hakkında kaygılarımız bulunabilir. Gelecek kaygısı, bireyin yaşadığı deneyimler, çevresel faktörler, aile geçmişi veya kişilik özellikleri gibi çeşitli etmenler kaynaklı oluşabilir. Bu unsurları tek tek ele alarak, kaygının kökenlerini ve kişinin kaygı düzeyini anlamak önemlidir. 

Yazıyı okumak için tıklayın

Soyut bir kaygı nasıl oluyor da hayat kalitemi, mutluluğumu etkileyebilir?

Unutmayalım ki; kaygınız soyut bir düşünce ve sonuç olarak beden duyumundan ibarettir, hayatımızdaki belirsizliklerle başa çıkma stratejilerimiz ise somut; biz daha güçlüyüz!

Bu yazı Dr. Ayça Can Uz Muayenehanesi web sitesinde yayınlanmak üzere tarafımca kaleme alınmıştır, bilginize.

DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI

Major Depresif Bozukluk (Major Depressive Disorder), Bipolar Bozukluk (Bipolar Disorder), Duygusal Düzensizlik Bozukluğu (Disruptive Mood Dysregulation Disorder), Distimik Bozukluk (Dysthymia)

Duygudurum bozuklukları, duygu ve düşünce süreçlerindeki dengesizlikler nedeniyle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen psikiyatrik durumlar arasında yer almaktadır. DSM-5 (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition) tarafından tanımlanan bu bozukluklar, belirli semptomlar temelinde sınıflandırılırlar.

Duygudurum bozukluklarının nedenleri karmaşık ve çok yönlüdür. Genetik yatkınlık, kimyasal dengesizlikler, çevresel stres faktörleri ve çocukluk dönemi travmaları bu faktörlerden birkaçıdır. Her tür duygudurum bozukluğunun kendine özgü belirtileri vardı. Hüzün, enerji eksikliği, uyku sorunları ve ilgi kaybı. Yüksek enerji seviyeleri, azalmış uyku ihtiyacı, hızlı düşünce süreçleri ve riskli davranışlar. Sürekli endişe, sinirlilik ve panik ataklar. Hızlı ruh hali değişiklikleri ve öfke patlamaları. İş, okul ve kişisel ilişkilerde sorunlar. Duygudurum bozuklukları tedavi edilebilir. Tedavi, bireysel duruma ve bozukluğun türüne bağlı olarak değişebilir.

Major Depresif Bozukluk (MDD)
Major Depresif Bozukluk, depresyon olarak adlandırılır ve DSM-5’e göre, en az 2 hafta boyunca süren üzgün, umutsuz ve ilgisiz bir ruh hali ile karakterizedir. Ana semptomlar arasında enerji eksikliği, uyku düzensizlikleri, kilo değişiklikleri ve intihar düşünceleri yer almaktadır. Biyolojik ve çevresel faktörler bu bozukluğun gelişiminde rol oynar. Antidepresan ilaçlar ve psikoterapi tedavisinde etkili yöntemlerdir.

Bipolar Bozukluk
Bipolar Bozukluk, duygu durumu dalgalanmaları ile karakterize edilen bir durumdur. DSM-5, bu bozukluğu iki ana tipe ayırır:

  • Bipolar I: En az bir manik atak geçiren kişileri tanımlar.
  • Bipolar II: En az bir hipomanik atak geçiren kişileri tanımlar.

Mani ve hipomani dönemlerinin yanı sıra depresif epizodlar da bu bozukluğun bir parçasıdır. Genetik faktörler, sinirsel düzenlemeler ve çevresel faktörler bipolar bozukluğun gelişiminde etkilidir. Tedavi, duygusal dengeyi sağlamayı hedefler ve genellikle mood stabilizatör ilaçlar ve psikoterapiyi içerir.

Duygusal Düzensizlik Bozukluğu (Disruptive Mood Dysregulation Disorder)
DSM-5’e göre, bu bozukluk özellikle çocukları ve ergenleri etkileyen bir durumdur. Şiddetli öfke nöbetleri ve ciddi düşük ruh hali ile karakterizedir. Genellikle bu çocuklar ileride bipolar bozukluk gelişimi riski taşırlar. Tedavi, psikoterapi ve aile terapisini içerebilir.

Distimik Bozukluk
Distimik Bozukluk, sürekli düşük ruh hali (en az 2 yıl boyunca) ile karakterizedir. Bu bozukluk, kişinin günlük işlevselliğini olumsuz etkileyebilir. Genellikle büyük depresif bozukluğa yatkınlığı artırır. Tedavi, antidepresan ilaçlar ve psikoterapiyi içerir.

Duygudurum bozukluklarının tanı ve tedavisi, her bireyin özgün ihtiyaçlarına dayanmalıdır, her hastanın öyküsü ve semptomları göz önüne alınmalıdır. Tanı ve tedavinin doğru bir şekilde yapılması için duygudurum bozukluğu belirtileri gösteren kişiler, uzmanlığı olan bir psikolog ve psikiyatrist ile görüşmelidir.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

TSSB ve ASB

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Akut Stres Bozukluğu (ASB)

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

TSSB, travmatik bir olaya maruz kalan bireylerde görülen bir psikolojik reaksiyon durumudur. Kişi ya da başkaları için gerçek bir tehlike, ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddet gibi olağandışı bir olayın yaşandığına dair şiddetli bir şekilde maruz kalınmış veya tanıklık edilmiş olması gereklidir.

DSM-5’e göre, TSSB tanısı için aşağıdaki kriterler bulunmalıdır:

  1. Kişi, olayı rüyalarında, düşüncelerinde veya anılarında tekrar yaşar.
  2. Birey, olayı hatırlatan yerlerden, insanlardan veya etkinliklerden kaçınır. Duygusal tepkilerde azalma veya duyarsızlaşma görülebilir.
  3. Kişi, kendisine veya başkalarına karşı olumsuz düşünceler geliştirir. Olumlu duygular azalır.
  4. Ani sinirlenme, uyku sorunları, konsantrasyon güçlüğü gibi artan fizyolojik tepkiler gözlenir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) gibi yöntemler, travmatik anının yeniden işlenmesini ve duyarsızlaşmayı amaçlar.

Akut Stres Bozukluğu (ASB)

ASB, TSSB’ye benzeyen ancak daha kısa süreli bir reaksiyon durumudur. DSM-5’e göre, ASB tanısı için aşağıdaki kriterler aranır:

  1. Kişi, olayı rüyalarında veya anılarında tekrar yaşar.
  2. Birey, olayı hatırlatan uyaranlardan kaçınır.
  3. Ani sinirlenme, konsantrasyon güçlüğü, aşırı tetikte olma gibi fizyolojik tepkiler gösterir.

Güven ve Güvenli Alan Kaybı

Travmatik olaylar, bireylerin güven duygularını sarsabilir. Güven, bir bireyin kendini ve diğerlerini tehlikelerden korunmuş hissetme yeteneğidir. Travma, bu güveni zedeler ve bireyde güvensizlik duygusu oluşturabilir. Güvenli alan kaybı, bireyin çevresindeki dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılaması sonucu oluşur. Bu duygu, TSSB ve ASB’nin belirgin özelliklerinden biridir.

Travmanın Geçişi ve Tedavi Süreci

Travmanın geçişi bireyden bireye farklılık gösterebilir ancak genel olarak aşağıdaki aşamaları içerebilir:

  1. Olayın yaşanması: Travmatik olayın gerçekleştiği an.
  2. Şok ve inkar: Birey olayın gerçekliğini kabul etmekte güçlük çeker.
  3. Tepki ve reaksiyonlar: Anksiyete, korku, öfke gibi duygusal reaksiyonlar görülür.
  4. Değerlendirme: Birey olayın etkilerini düşünmeye başlar.
  5. Kabul ve yeniden yapılanma: Olayın kabul edilmesi ve bireyin hayatını yeniden inşa etmeye başlaması.

Tedavi süreci, bireyin ihtiyaçlarına göre şekillenir. Terapötik yöntemler ile duygusal düzenleme, bilişsel yeniden yapılanma ve travmatik anının işlenmesine odaklanabiliriz.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan