ERGEN ÇOCUĞUM ODASINDAN ÇIKMIYOR: NORMAL ERGENLİK Mİ, YARDIM İŞARETİ Mİ?

“Eve gelir gelmez odasına kapanıyor.”

“Yemek için bile zor çıkıyor.”

“Ne olduğunu sorsam ‘bir şey yok’ diyor.”

“Eskiden her şeyi anlatırdı, şimdi bana yabancı gibi.”

“Bu ergenlik mi, yoksa bir şey mi var?”

Eğer bu cümlelerden biri size tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Ve bu soruyu sormanız, çocuğunuzu ne kadar önemsediğinizin bir göstergesi.

Ergenlik çoğu ailede mesafe demektir. Ama her mesafe aynı anlama gelmez. Bazen bu mesafe büyümenin gerekli bir parçasıdır. Bazen ise çocuğun söze dökemediği bir şeyin sessiz sinyalidir.

Aradaki farkı nasıl anlarsınız?


Ergenler neden odalarına çekilir?

Ergenlik, çocuğun ailesinden ayrı bir birey olarak kim olduğunu keşfetmeye başladığı dönemdir. Bu keşif için mahremiyet ve mesafe gerekir.

Oda, ergen için yalnızca uyunan bir yer değildir. Burası:

  • kendi başına kalabildiği,
  • duygularını toparlayabildiği,
  • arkadaşlarıyla özel iletişim kurabildiği,
  • ailesinden bağımsız bir “ben” alanı oluşturduğu

ilk yerdir.

Üstelik bu dönemde beyin de büyük bir yeniden yapılanma geçirir. Planlama, dürtü kontrolü ve duygu düzenlemeden sorumlu bölgeler ergenlik boyunca ve 20’li yaşların ortalarına kadar olgunlaşmaya devam eder. Ergen, yoğun duyguları yaşarken bunları düzenleyen sistem henüz tamamlanmamıştır. Bu nedenle bazen kendi duygusundan bile bunalabilir.

Biyolojik saat de değişir. Ergenlerde uyku-uyanıklık ritmi doğal olarak geç saatlere kayar. Geç yatıp geç kalkma, sabahları isteksizlik ve gün içinde odada dinlenme isteği çoğu zaman bu değişimle ilişkilidir.

Yani çocuğunuzun odasında vakit geçirmesi tek başına bir sorun belirtisi değildir. Bu davranış çoğu zaman gelişimsel olarak beklenen bir şeydir.


Peki bu ne zaman normal ergenlikten fazlasıdır?

Burada belirleyici olan odada ne kadar vakit geçirildiğinden çok, çocuğun genel işlevselliğinde ne değiştiğidir.

Odadan çıktığında yaşamına devam edebiliyor mu?
Arkadaşlarıyla görüşüyor, okula gidiyor, sevdiği şeylerle ilgileniyor, ara sıra gülüyor ve sizinle bir şeyler paylaşıyor mu?

Yoksa dünyayla bağı giderek inceliyor mu?

Normal ergenlikte çocuk ailesinden uzaklaşır ama hayattan uzaklaşmaz. Dikkat edilmesi gereken tablo, çocuğun hem sizden hem arkadaşlarından hem de eskiden keyif aldığı şeylerden birlikte çekilmesidir.


Dikkat edilmesi gereken işaretler

Aşağıdakilerden ikisi veya daha fazlası iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa, bir uzmanla görüşmek yerinde olur:

  • Eskiden sevdiği şeylere ilgi kaybı
  • Arkadaşlarından belirgin biçimde uzaklaşma
  • Okul başarısında ani ve belirgin düşüş
  • Uyku düzeninde ciddi bozulma (çok az ya da çok fazla uyuma)
  • İştah veya yeme alışkanlıklarında belirgin değişiklik
  • Sürekli sinirlilik, öfke patlamaları ya da çok kolay ağlama
  • Kendini değersiz, yetersiz ya da “yük” olarak tanımlama
  • Beden algısı ve görünüm konusunda yoğun kaygı
  • Alkol, madde ya da risk alma davranışlarına dair işaretler
  • Kendine zarar verme belirtileri veya şüphesi
  • Ölüm, umutsuzluk veya “yok olmak” üzerine konuşmalar

Önemli: Ergenlerde depresyon, her zaman üzgünlük olarak görünmez. Çoğu zaman sinirlilik, tahammülsüzlük ve “hiçbir şey umurumda değil” tavrı olarak ortaya çıkar. Bu nedenle çocuğunuzun “sadece huysuzlaştığını” düşündüğünüz dönem, aslında duygusal bir yük taşıdığı dönem olabilir.

Çocuğunuzun kendine zarar verme ya da yaşamına son verme düşüncesi olduğunu fark ediyor ya da şüphelenirseniz beklemeyin. Hemen bir uzmana ulaşın. Acil bir durum varsa 112’yi arayın.


Ebeveynlerin en sık yaptığı hata: “Bekleyelim, geçer”

En sık duyduğum cümlelerden biri şudur:

“Aslında bir şeyler olduğunu hissediyordum ama beklemek istedim.”

Beklemenin iki sebebi olur: Ya durumu küçümsemek (“ergenlik işte”), ya da ciddiye almaktan korkmak (“psikologa gidersek onda bir şey var demek olur”).

İkisi de anlaşılır. Ama bir ayrım önemli:

Psikologla görüşmek çocuğunuzda bir şey olduğunu kabul etmek değildir. Ne olduğunu anlamak için bir alan açmaktır.

Ergenlik döneminde başlayan kaygı ve duygudurum sorunlarına erken dönemde yaklaşmak, çoğu zaman sürecin daha kısa ve daha az yıpratıcı ilerlemesine yardımcı olur. Beklemek ise bazen akademik, sosyal ve duygusal kayıpların derinleşmesine neden olabilir.


Çocuğunuzla nasıl konuşmalısınız?

Ergenle konuşmak için doğru an, çoğu zaman siz konuşmak istediğinizde değil, onun konuşabildiği andır.

Karşılıklı oturup sorgulamak yerine yan yana olun. Arabada, yürürken, yemek hazırlarken ya da birlikte bir şey yaparken yapılan sohbetler ergenler için çok daha az tehditkârdır.

Soru yağmuruna tutmayın. “Neden böylesin?”, “Ne oldu?”, “Neden anlatmıyorsun?” soruları ergende savunma yaratır.

Bunun yerine şunu deneyin:

“Son zamanlarda seni daha sessiz görüyorum. Konuşmak istersen buradayım. İstemezsen de olur, yine de buradayım.”

Duyguyu düzeltmeye çalışmayın, önce duyun.

“Abartıyorsun”, “Bunlar çok küçük şeyler” ya da “Bizim zamanımızda böyle değildi” cümleleri çocuğunuzun konuşma isteğini kapatır.

Kapıyı zorlamayın, ama açık bırakın. Odasına izinsiz girmek ya da telefonunu kontrol etmek, güveni kırabilir. Bunun yerine her gün küçük, baskısız temas anları yaratın: bir yemek, bir sohbet, bir yürüyüş.

Psikolog fikrini suçlama olarak sunmayın.

“Sende bir sorun var” yerine:

“Son zamanlarda seni yorgun görüyorum ve bununla yalnız başına uğraşmanı istemiyorum. İstersen bir uzmanla konuşmayı birlikte düşünebiliriz.”

Mümkünse psikologu birlikte seçin. Süreçte söz hakkı olduğunu hisseden ergen, çok daha aktif katılır.


Bir örnek

On altı yaşında bir genç düşünelim.

Eskiden futbol oynardı, arkadaşlarıyla dışarı çıkardı. Son iki aydır okuldan gelince odasına çekiliyor, telefonuyla uzun saatler geçiriyor, akşam yemeğine katılmıyor. Notları düşmüş, arkadaş grubundan söz etmiyor.

Anne baba ilk başta “ergenlik” diye düşünüyor. Ama bir noktada anneyi asıl düşündüren şey odada geçirilen süre değil, oğlunun artık hiçbir şeye keyif almıyor görünmesi.

Görüşmede çıkan tablo, ergenin aylardır yoğun bir performans baskısı ve arkadaş grubunda yaşadığı dışlanma duygusuyla baş etmeye çalıştığı ve bunu kimseye söyleyemediği oluyor. Oda, o noktada bir ergenlik alanı olmaktan çıkıp bir saklanma alanına dönüşmüş.

Bu örnekte fark yaratan şey, ailenin “bir şey var galiba” sezgisini ciddiye alması oldu.


Psikoterapide ergenle nasıl çalışılır?

Ergen terapisi, çocuğa “neyin yanlış olduğunu” söylemek değildir. Ergenin kendi dünyasını güvenle anlatabileceği bir alan açmaktır.

Süreçte genellikle şunlar ele alınır:

  • Ergenin yaşadığı duyguların tanınması ve ifade edilmesi
  • Akademik baskı, performans kaygısı ve mükemmeliyetçilik
  • Arkadaş ilişkileri, dışlanma ve karşılaştırma
  • Sosyal medya, ekran kullanımı ve benlik algısı
  • Kimlik, beden algısı ve özgüven
  • Uyku, rutin ve günlük işlevsellik
  • Aile içi iletişim örüntüleri

Ergen terapisinde ebeveynin sürece dahil olması da önemlidir. Çoğu zaman ebeveyn görüşmeleri ve aile ile yapılan çalışmalar, değişimin evde de sürmesini sağlar. Gizlilik sınırları baştan net biçimde belirlenir. Böylece ergen kendini güvende hisseder, ebeveyn de gerekli olduğunda bilgilendirilir.


Sık sorulan sorular

Ergen çocuğum günde kaç saat odasında kalırsa normaldir?
Sabit bir sayı yoktur. Önemli olan, çocuğun okul, arkadaşlık ve günlük işleyişini sürdürüp sürdürmediği ve odadaki zamanın ona dinlenme mi yoksa kaçış mı sağladığıdır.

Ergen çocuğum bana hiçbir şey anlatmıyor, ne yapmalıyım?
Soru sormak yerine ulaşılabilir olun. Baskısız temas anları yaratın, duygularını küçümsemeden dinleyin. Bu yaklaşım bir süre sonra çocuğun kendiliğinden açılmasını kolaylaştırır.

Ergen çocuğum psikologa gitmek istemiyor, ne yapmalıyım?
Direnç çok yaygındır. Suçlayıcı olmayan bir dille, “yargılamayacak bir uzmanla konuşmak” olarak sunmak ve söz hakkı tanımak yardımcı olur. Gerekirse ilk görüşmeyi ebeveyn tek başına yapabilir.

Ergen depresyonu nasıl anlaşılır?
Sürekli üzgünlüğün yanı sıra sinirlilik, ilgi kaybı, uyku ve iştah değişikliği, okul başarısında düşüş ve sosyal çekilme önemli işaretlerdir. İki haftadan uzun süren ve işlevselliği etkileyen tablolarda uzman değerlendirmesi önerilir.


Kendinize şu soruları sorabilirsiniz

Çocuğumun bu çekilmesi yalnızca bana mı yönelik, yoksa her şeye mi?

Eskiden sevdiği şeylerden hâlâ keyif alıyor mu?

Son haftalarda uykusu, iştahı ve ruh hali nasıl?

Ben ne zamandır “bir şey var” diye düşünüyorum?

Bunu kendime itiraf etmekten mi çekiniyorum?

Bu soruların yanıtları, çocuğunuza nasıl yaklaşmanız gerektiği konusunda size yol gösterebilir.

Ve unutmayın: Bir uzmanla ilk görüşme sizi bir sonuca bağlamaz. Sadece neyle karşı karşıya olduğunuzu görmenizi sağlar.

Uzman Klinik Psikolog Ecem Sercan Doğan olarak ergenler, genç yetişkinler ve aileleriyle kaygı, duygudurum, benlik algısı, akademik baskı, uyum güçlükleri ve ilişkisel süreçler üzerine bireysel çalışmalar yürütmekteyim ; süreç, kişinin ihtiyaçları ve yaşadığı güçlüklerin özellikleri doğrultusunda bireysel olarak yapılandırılmaktadır.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan


Psikolog Ecem Sercan sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.