DEHB TANISI SONRASI KİMLİK: “Bu Ben miyim, Hastalığım mı?”

Yıllarca kendinizi “dağınık”, “sorumsuz”, “dikkatsiz” ya da “potansiyelini kullanamayan biri” olarak tanımlamış olabilirsiniz. Belki sık sık şunu duydunuz:

  • “Biraz daha disiplinli olsan yaparsın.”
  • “Zekisin ama kendini harcıyorsun.”
  • “Neden herkesin yaptığı şey sana bu kadar zor geliyor?”

Sonra bir gün bir psikiyatrist karşısında otururken o tanıyı aldınız: DEHB. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu.

İlk his çoğu zaman rahatlamadır. Çünkü yıllardır açıklayamadığınız birçok şey ilk kez anlam kazanır. Ama bu rahatlamanın hemen ardından çok daha derin bir soru gelir:

“Peki şimdiye kadar yaşadığım her şey neydi? Gerçekten ben kimim?”

Bu soru, yetişkinlikte alınan DEHB tanısının neden yalnızca tıbbi bir süreç değil; aynı zamanda güçlü bir kimlik dönüşümü olduğunu gösterir.


Tanı almak sadece belirtiyi değil, geçmişi de yeniden yorumlatır

Yetişkin yaşta DEHB tanısı alan birçok kişi, geçmiş yaşamını adeta yeniden izlemeye başlar.

Çocuklukta “dalgın” diye etiketlenmek…
Son dakikaya kadar ertelenen ödevler…
Bir anda büyük motivasyonlarla başlayıp yarım kalan projeler…
İlişkilerde “beni dinlemiyorsun” suçlamaları…
Toplantılarda zihnin başka yerlere gitmesi…
Sıradan görünen görevlerin bile aşırı yorucu hissettirmesi…

Tanı sonrasında bunların bazıları ilk kez nörolojik bir çerçeveye oturur.

Ancak bu farkındalık beraberinde yas benzeri duygular da getirebilir:

  • “Acaba yıllardır kendime haksızlık mı ettim?”
  • “Destek alsaydım hayatım farklı olur muydu?”
  • “Ben gerçekten başarısız biri miydim?”
  • “Yoksa mücadele ettiğim şey görünmeyen bir nörogelişimsel farklılık mıydı?”

Bu dönem birçok kişi için hem açıklayıcı hem de duygusal olarak sarsıcıdır.


“Ben tembel değil miydim?” sorusu neden bu kadar yaralayıcıdır?

DEHB’li bireylerin büyük bir kısmı yıllarca karakterleriyle ilgili olumsuz eleştirilere maruz kalır. Sorun çoğu zaman davranış değil, davranışın yorumlanış biçimidir.

Örneğin:
Bir işi başlatamamak çoğu zaman “isteksizlik” gibi görülür.
Oysa DEHB’de problem sıklıkla motivasyondan çok yürütücü işlevlerdir.

Yani kişi yapmak ister ama başlayamaz.
Önem verdiği şeyi bile erteleyebilir.
Sevdiği işe saatlerce odaklanırken sıradan bir e-postayı atmakta zorlanabilir.

Dışarıdan bakıldığında bu çelişkili görünür. Ancak DEHB beyninin dopamin regülasyonu ve dikkat sistemi tam da bu şekilde çalışır.

Sorun şudur: İnsan yıllarca aynı geri bildirimi aldığında bunu bir davranış olarak değil, kişiliğinin bir parçası olarak içselleştirmeye başlar.

“Ben düzensizim.”
“Ben güvenilmez biriyim.”
“Ben başarısızım.”

İşte terapi sürecinde en çok çalıştığımız alanlardan biri bu:
Belirtiyle kimliği birbirinden ayırabilmek.


DEHB Bir Karakter Kusuru Değil, Nörogelişimsel Bir Farklılıktır

DEHB; dikkat, dürtü kontrolü, motivasyon ve yürütücü işlevlerle ilişkili nörogelişimsel bir durumdur.

Sorun “yeterince istememek” değildir.
Sorun beynin bilgiyi organize etme, sürdürme ve düzenleme biçimidir.

Bu farkı anlamak kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi ciddi biçimde değiştirir.

Çünkü birçok danışanım terapiye yıllardır taşıdığı yoğun bir utançla geliyor.

Dışarıdan işlevsel görünseler bile içeride sürekli şu hissi taşıyorlar:

“Bende bir eksiklik var.”

Tanı bazen ilk kez şunu düşündürüyor:

“Belki de eksik değilim. Sadece farklı çalışıyorum.”

Bu düşünce küçümsenmeyecek kadar dönüştürücüdür.


“Bu gerçek ben mi?”

Tanı sonrası en sık duyduğum sorulardan biri budur.

Özellikle ilaç tedavisine başlandıktan sonra bazı kişiler şöyle hisseder:

“Daha sakinim ama yabancı hissediyorum.”
“Odaklanabiliyorum ama bu gerçek ben miyim?”
“İlaç beni değiştiriyor mu?”

Bu noktada önemli olan şeyi netleştirmek gerekir:

DEHB siz değilsiniz; ama yaşam deneyiminizin önemli bir parçasıdır.

Nasıl ki kaygı yaşayan biri sadece kaygısından ibaret değilse, DEHB’li biri de yalnızca tanısından ibaret değildir.

Ancak aynı zamanda şu da doğrudur:
DEHB hayatınızı, ilişkilerinizi, özgüveninizi, seçimlerinizi ve deneyimlerinizi etkiler. Dolayısıyla kimlik hikâyenizin bir parçasıdır.

Buradaki amaç DEHB’yi reddetmek değildir.
Ama tüm kimliği yalnızca onun üzerine kurmak da değildir.

Sağlıklı süreç şudur:

“Ben kimim?” sorusunu, DEHB gerçeğini dışlamadan yeniden cevaplayabilmek.


DEHB’nin Güçlü Taraflarını Görmek Önemlidir

Toplum DEHB’yi çoğunlukla yalnızca sorunlar üzerinden konuşur. Oysa birçok DEHB’li birey belirli alanlarda oldukça güçlü özelliklere sahiptir.

Örneğin:

  • Yüksek yaratıcılık
  • Hızlı bağlantı kurabilme
  • Kriz anlarında pratik düşünme
  • Güçlü sezgiler
  • Yoğun merak duygusu
  • Hiperfokus dönemlerinde derin üretkenlik
  • Rutin dışı düşünme becerisi

Elbette bu özellikler her DEHB’li bireyde aynı şekilde görülmez. Ancak terapi sürecinde kişinin sadece zorlandığı alanlara değil, doğal kapasitesine de bakmak çok önemlidir.

Çünkü yıllarca yalnızca “eksiklerine” odaklanan biri, güçlü taraflarını görmeyi çoğu zaman unutmuştur.


Kimlik Yeniden Yapılanırken Terapi Neden Önemli?

Tanı almak bazen yalnızca belirtileri değil, eski yaraları da görünür hale getirir.

Özellikle çocuklukta sık eleştirilen, kıyaslanan ya da “yetersiz” hissettirilen kişilerde bazı temel şemalar gelişebilir:

“Ben başarısızım.”
“Ben yetersizim.”
“Ben farklıyım.”
“Ne yaparsam yapayım yetmeyecek.”

Bu nedenle DEHB sonrası süreç yalnızca organizasyon becerileri çalışmak değildir. Aynı zamanda kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de yeniden düzenlemektir.

Bu noktada özellikle iki terapi yaklaşımı oldukça faydalıdır:

Şema terapi, çocukluk ve ergenlik döneminde oluşan köklü inançları ele alır. DEHB’li bireylerde sık görülen “kusurluluk”, “başarısızlık” ve “yetersizlik” şemaları terapi sürecinde görünür hale gelir.

Kişi zamanla şunu fark etmeye başlar:

“Ben yıllardır kendime çok sert davranıyormuşum.”

Bu farkındalık iyileşmenin önemli parçalarından biridir.

BDT ise hem düşünce kalıpları hem de günlük yaşam becerileri üzerinde çalışır.

-Erteleme döngülerini anlamak
-Zaman yönetimi geliştirmek
-Dikkat dağıtıcılarla baş etmek
-Öz eleştiriyi fark etmek
-İşlevsel rutinler oluşturmak

Böylece kişi yalnızca kendini anlamaz; günlük yaşamını yönetmek için somut araçlar da geliştirir.


Tanıdan Sonra Yas Tutmak da Normaldir

Bu konu çok az konuşulur ama oldukça önemlidir. Bazı kişiler tanı aldıktan sonra geçmişleri için yas tutar:

  • “Keşke daha önce bilseydim.”
  • “Keşke çocukken destek alsaydım.”
  • “Keşke kendimden bu kadar nefret etmeseydim.”

Çünkü kişi aslında yıllarca yanlış anlaşılan tarafıyla karşılaşır.

Terapi bu noktada yalnızca “çözüm üretme” alanı değil; aynı zamanda kişinin geçmişte yaşadığı zorlanmaları duygusal olarak işlemleyebildiği güvenli bir alan haline gelir.


Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. DEHB tanısı ve tedavisi için uzman bir psikiyatristten; kimlik, öz saygı ve duygusal süreçler için ise uzman bir klinik psikologdan destek almanız önerilir.









Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DİKKAT DAĞINIKLIĞI HER ZAMAN ADHD Mİ? ADHD SANILMANIN PSİKOLOJİK BEDELİ, YANLIŞ TANI VE GÖZDEN KAÇAN GERÇEKLER

“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Sanılmak”

Yanlış Tanıların Görünmeyen Psikolojik Sonuçları Vardır

Son yıllarda pek çok kişi kendine aynı soruyu soruyor:
“Bende ADHD mi var?”

Bu soru bazen bir sosyal medya videosundan sonra, bazen bir arkadaş sohbetinde, bazen de yıllardır açıklanamayan bir içsel dağınıklığın ardından ortaya çıkıyor. Terapi odasında ise bu soru genellikle çok daha derin bir yerden geliyor:

“Bende bir sorun var ama bu gerçekten ADHD mi, yoksa başka bir şey mi?”

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB / ADHD), hem çocuklarda hem yetişkinlerde giderek daha sık konuşulan bir tanı haline geldi. Bu artışın önemli bir kısmı farkındalıkla ilişkiliyken, bir kısmı da yanlış değerlendirme, eksik ayırıcı tanı ve aceleci etiketlemelerden kaynaklanıyor.

Bu durum yalnızca tanısal bir hata değildir; kişinin kendilik algısını, tedavi sürecini ve psikolojik iyilik halini doğrudan etkileyen ciddi bir klinik sorundur.


ADHD Sanılmak Ne Anlama Gelir?

ADHD sanılmak; kişinin dikkat, odaklanma, dürtüsellik ya da zihinsel dağınıklık yaşamasına rağmen, bu belirtilerin gerçek psikolojik ve nörobiyolojik nedenleri araştırılmadan, doğrudan ADHD çerçevesine oturtulmasıdır.

Oysa dikkat sorunları çok farklı klinik durumlarda ortaya çıkabilir. Özellikle:

  • Travma sonrası süreçlerde
  • Yoğun kaygı dönemlerinde
  • Depresyonda
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk’ta (OKB)
  • Uzun süreli stres ve tükenmişlikte
  • Dissosiyatif süreçlerde

dikkat, bellek ve odaklanma sorunları çok sık görülür.

Bu nedenle şunu net bir şekilde söylemek gerekir:
Her dikkat problemi ADHD değildir.


ADHD Sanılmak Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?

ADHD hakkında konuşuyor olmamız elbette kıymetlidir. Ancak farkındalık arttıkça, ayırt edici tanı yapmanın önemi daha da artar. Çünkü dikkat dağınıklığı, erteleme, zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü; yalnızca ADHD’ye özgü belirtiler değildir.

Modern yaşam koşulları:

  • Kronik stres
  • Sürekli uyarana maruz kalma
  • Güvensizlik ve belirsizlik duygusu
  • Travmatik yaşantılar
  • Yüksek performans beklentileri

sinir sistemini sürekli tetikte tutar. Tetikte bir sinir sistemi ise öğrenemez, odaklanamaz, dinlenemez.

Bu noktada sık yapılan klinik hata şudur:
Belirtiye bakılır, nedene inilmez.


Çocuklukta ADHD Zannedilmek: Görülmeyen Duygusal İhtiyaçlar

Çocukluk döneminde ADHD sanılmak, yalnızca yanlış bir tanı değildir; çoğu zaman yanlış bir hikâye yazılmasıdır.

Terapiye gelen pek çok yetişkin danışan çocukluğunu şöyle anlatır:

  • “Hep yerinde duramayan çocuk bendim.”
  • “Öğretmenlerim potansiyelimi kullanmadığımı söylerdi.”
  • “Sürekli uyarılırdım ama kimse neden zorlandığımı sormazdı.”

Oysa geriye dönüp bakıldığında sıklıkla şunlar görülür:

  • Evde duygusal olarak erişilemeyen ebeveynler
  • Güvensiz bağlanma örüntüleri
  • Sürekli eleştirilen ya da kıyaslanan bir çocukluk
  • Duygulara alan tanınmayan ortamlar

Bir çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, beyni öğrenmeye değil hayatta kalmaya odaklanır. Bu durum dışarıdan “dikkat dağınıklığı” olarak görülür.

Çocuğun ihtiyacı çoğu zaman:
Daha fazla yapı değil, daha fazla ilişki
Daha fazla disiplin değil, daha fazla duygusal temastır.


Yetişkinlikte Yanlış ADHD Tanısı Almak

Yetişkinlikte ADHD sanılmak, kişinin kendine karşı sertleşmesine (eleştirmesine) yol açabilir. Danışanlar sıklıkla şunları söyler:

  • “Ben disiplinli biri değilim.”
  • “Herkes yapabiliyor ama ben yapamıyorum.”
  • “Demek ki beynim böyle.”

Yanlış tanı; kişinin:

  • Kendini tek bir etiketle tanımlamasına
  • Asıl yaşadığı travmatik ya da duygusal sorunlardan uzaklaşmasına
  • “Ben böyleyim, düzelmem” inancını geliştirmesine
  • Yanlış ya da etkisiz ilaç kullanımına

neden olabilir.

Özellikle travma geçmişi olan, yüksek kaygı yaşayan, kontrol ihtiyacı ve mükemmeliyetçilik gösteren bireylerde ADHD ile karışma riski oldukça yüksektir.

ADHD – OKB – Travma Tepkileri: Neden Karışıyor?

Ortak Görülen Bulgular

  • Odaklanma güçlüğü
  • Zihnin susmaması
  • İçsel huzursuzluk
  • Erteleme
  • Kararsızlık

Bu benzerlikler, yanlış tanıyı kolaylaştırır. Ancak belirleyici olan belirtilerin kaynağıdır.

OKB ile Ayırıcı Tanı

OKB’de kişi odaklanamaz çünkü zihni sürekli şunu sorar:

  • “Ya bir şey yanlışsa?”
  • “Kontrol etmezsem kötü bir şey olur mu?”
  • “Emin değilim.”

Bu durum dikkat eksikliği değil, aşırı zihinsel kontrol halidir. Kişi dağınık değildir; aksine tek bir düşünceye kilitlenmiştir.

Travma Tepkileri ile Ayırıcı Tanı

Travma yaşamış bireylerde:

  • Sinir sistemi sürekli alarmdadır
  • Beyin tehdit taraması yapar
  • Anda kalmak zorlaşır
  • Dissosiyasyon görülebilir

Bu kişiler için odaklanamamak bir yetersizlik değil, hayatta kalma stratejisidir.


DSM-5 ADHD Hakkında Ne Söyler?

  • Nörogelişimsel bir bozukluktur
  • Belirtiler 12 yaşından önce başlamalıdır
  • En az iki farklı ortamda görülmelidir
  • İşlevselliği belirgin biçimde bozmalıdır
  • Belirtiler başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamamalıdır

🔴 Klinik açıdan en sık ihlal edilen kriter tam olarak budur:

“Başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaması.”

Bu nedenle travma, kaygı bozuklukları, depresyon ve OKB dışlanmadan ADHD tanısı konulamaz.


Terapi Odasında En Sık Karşılaşılan Danışan Profilleri

Bu alanda terapiye en sık gelen kişiler:

  • Çocukluğunda ADHD etiketi almış ama içsel olarak hep “eksik” hissedenler
  • Yıllardır odaklanma sorunu yaşayan ama nedenini anlayamayanlar
  • İlaç kullanmış ama fayda görmemiş bireyler
  • “Zihnim hiç durmuyor” diyen danışanlar
  • Travma öyküsü olan ama hiç çalışılmamış kişiler

Bu danışanların ortak noktası şudur:
Anlaşılmamış olmak.


Terapi Odasında Nasıl Çalışılır?

Bu alanda terapi;

  • Hızlı tanılarla değil, detaylı hikâyelerle ilerler
  • “Neyin var?”dan çok “Neler yaşadın?” sorusunu sorar
  • Belirtileri susturmayı değil, nedenlerini anlamayı hedefler

Terapi sürecinde:

  • Gelişimsel ve çocukluk öyküsü
  • Bağlanma deneyimleri
  • Travmatik yaşantılar
  • İçsel eleştirmen
  • Sinir sistemi regülasyonu
  • Kimlik ve etiket çalışmaları

bütüncül biçimde ele alınır.

Bazen terapi, “ADHD değilsin” demek değildir; “Asıl seni zorlayan şey bu olabilir mi?”yi birlikte keşfetmektir.


ADHD sanılmak, kişinin kendi iç dünyasını yanlış bir çerçeveden okumasına neden olabilir. Doğru değerlendirme ise yalnızca tanı koymak değil, insanı bütün haliyle görebilmektir.

Her dikkat sorunu ADHD değildir.
Her huzursuzluk hiperaktivite değildir.
Ve her zihinsel dağınıklık, nörogelişimsel bir bozukluk anlamına gelmez.

Psikolojik değerlendirme; aceleyle değil, derinlikle yapılmalıdır. Eğer bu yazıyı okurken kendinizden parçalar bulduysanız, muhtemelen ihtiyacınız olan şey bir etiket değil; güvenli bir terapötik alandır.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB/ADHD)

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), nörogelişimsel bir bozukluk olarak tanımlanır ve dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri ile karakterizedir. Bu bozukluk, çocukluk döneminde başlasa da belirtilerin bir kısmı yetişkinlikte de devam edebilir. DEHB, bireyin akademik, sosyal ve mesleki işlevselliğini önemli ölçüde etkileyebilir.

DEHB, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan karmaşık bir bozukluktur. Araştırmalar, DEHB’li bireylerin beyin yapısında ve işlevselliğinde farklılıklar olduğunu göstermektedir. Özellikle prefrontal korteks, bazal ganglia ve serebellum gibi bölgelerdeki işlevsel bozukluklar, dikkat, dürtü kontrolü ve planlama becerilerinde zorluklara yol açmaktadır. Nörotransmitter sistemlerinde, özellikle dopamin ve norepinefrin düzeylerindeki dengesizlikler, DEHB’nin temel nörobiyolojik mekanizmalarından biridir.

DEHB tanısı alan bireylerde, dikkat süresinin kısalığı, odaklanma zorluğu, aşırı hareketlilik ve dürtüsel davranışlar sıklıkla gözlemlenir. Ancak bu belirtilerin yanı sıra, nöropsikolojik işlevlerde de bozulmalar görülebilir. Örneğin, DEHB’li bireylerde kısa süreli hafıza, zaman yönetimi, planlama ve organizasyon becerilerinde eksiklikler sıktır. Bu durum, akademik ve mesleki performansı olumsuz etkileyebilir.


DEHB’nin Günlük Hayata Etkileri

DEHB, bireyin günlük yaşamını çeşitli şekillerde etkileyebilir. Bu etkiler, çocukluk döneminde okul başarısızlığı, sosyal ilişkilerde zorluklar ve özgüven eksikliği olarak kendini gösterebilir. Yetişkinlikte ise iş hayatında verimsizlik, evlilik ilişkilerinde çatışmalar ve zaman yönetimi sorunları gibi sonuçlara yol açabilir.

Duygudurum Bozuklukları: DEHB’li bireylerde depresyon ve anksiyete gibi duygudurum bozuklukları sık görülür. Bu durum, DEHB’nin neden olduğu kronik stres, düşük özgüven ve sosyal ilişkilerde yaşanan zorluklarla ilişkilidir.

Öfke Kontrol Güçlüğü: Dürtüsellik, DEHB’nin temel belirtilerinden biridir. Bu durum, öfke patlamaları ve saldırganlık davranışları ile sonuçlanabilir. Öfke kontrolünde yaşanan zorluklar, kişinin sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir.

Uyku Problemleri: DEHB’li bireylerde uyku düzensizlikleri sık görülür. Gece uyanık kalma, uykuya dalma zorluğu veya sabah erken uyanma gibi sorunlar, günlük işlevselliği daha da bozabilir.

Bağımlılık Eğilimi: DEHB’li bireylerde madde bağımlılığı, kumar ve riskli davranışlara yatkınlık daha yüksektir. Bu durum, dürtüsellik ve ödül mekanizmalarındaki bozukluklarla ilişkilidir.

Davranışsal Bozukluklar: DEHB’li bireylerde saç yolma (trikotillomani), deri yolma (dermatillomani) ve sivilce sıkma gibi tekrarlayıcı davranışlar görülebilir. Bu davranışlar, stres ve kaygı ile başa çıkma mekanizmaları olarak ortaya çıkabilir.


DEHB ve Terapi Süreçleri

DEHB tedavisinde farmakoterapi (ilaç tedavisi) ve psikoterapi birlikte kullanılır. İlaç tedavisi, özellikle dopamin ve norepinefrin düzeylerini düzenleyerek dikkat ve dürtü kontrolünde iyileşme sağlar. Ancak ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir; psikoterapi süreçleri de büyük önem taşır.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): BDT, DEHB’li bireylerin düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmelerine yardımcı olur. Özellikle zaman yönetimi, organizasyon becerileri ve öfke kontrolü gibi alanlarda etkilidir. BDT, bireye daha işlevsel başa çıkma stratejileri öğretir.

Davranışçı Terapi: Özellikle çocuklarda, olumlu davranışları pekiştirme ve olumsuz davranışları azaltmaya yönelik teknikler kullanılır. Ebeveynlerin de sürece dahil edilmesi, terapi etkinliğini artırır.

Destekleyici Terapi: DEHB’li bireylerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir yaklaşımdır. Özgüven artırma, stres yönetimi ve sosyal becerilerin geliştirilmesi hedeflenir.

Aile Terapisi: DEHB, sadece bireyi değil, aileyi de etkiler. Aile terapisi, aile içi iletişimi güçlendirmeyi ve DEHB’nin neden olduğu çatışmaları azaltmayı amaçlar.


DEHB ile yaşamak zor olabilir, ancak doğru stratejiler ve destekle bu süreç yönetilebilir. Unutulmamalıdır ki, DEHB bir engel değil, yönetilmesi gereken bir durumdur.


DEHB, sadece dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellikle sınırlı değildir.

Bu bozukluk, çeşitli davranışsal ve duygusal zorluklarla da ilişkilidir. Özellikle istifleme bozukluğu (biriktirme bozukluğu), DEHB’li bireylerde sıkça görülen bir durumdur. İstifleme bozukluğu, gereksiz veya değersiz nesneleri atamama, yaşam alanlarının bu nesnelerle dolması ve işlevselliğin bozulması ile karakterizedir. DEHB’li bireylerde bu davranış, kontrol duygusunu artırma veya duygusal güvenlik sağlama ihtiyacından kaynaklanabilir. Ayrıca, dürtüsellik ve planlama zorlukları, istifleme davranışını tetikleyebilir.

DEHB ile ilişkili diğer davranışsal bozukluklar şunlardır:

  • Saç yolma (Trikotillomani): Stres, kaygı veya dikkat dağınıklığı ile başa çıkma mekanizması olarak ortaya çıkar.
  • Deri yolma (Dermatillomani): Cildi tırnaklarla kazıma veya yaralama davranışı, dürtüsellik ve kaygı ile ilişkilidir.
  • Sivilce sıkma: Dürtüsel davranışların bir sonucu olarak görülebilir.
  • Öfke patlamaları: Dürtüsellik ve duygu düzenleme zorlukları nedeniyle ortaya çıkar.

Bu davranışlar, DEHB’li bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Ancak, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve destekleyici tedavilerle bu davranışlar kontrol altına alınabilir.


Ailede DEHB Görünümü ve Kişiler Arası İlişkilere Etkisi

DEHB, genetik yatkınlığı olan bir bozukluktur. Araştırmalar, DEHB’li bir çocuğun ebeveynlerinden en az birinde de DEHB belirtileri olma olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir. Ailede DEHB varlığı, hem genetik hem de çevresel faktörler nedeniyle kişiler arası ilişkileri önemli ölçüde etkileyebilir.

Ailede DEHB’nin Etkileri:

DEHB’li bir ebeveyn, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabilir. Örneğin, dikkat eksikliği nedeniyle çocuğun duygusal ihtiyaçlarını fark edemeyebilir veya dürtüsellik nedeniyle tutarsız disiplin yöntemleri uygulayabilir.

DEHB’li bir eş, evlilik ilişkisinde iletişim sorunlarına, unutkanlığa ve sorumlulukların paylaşımında dengesizliklere neden olabilir. Bu durum, çatışmaları artırabilir.

DEHB’li bir çocuğa odaklanan ailelerde, diğer kardeşler kendilerini ihmal edilmiş hissedebilir. Bu durum, kardeşler arasında rekabet ve kıskançlığa yol açabilir.


Farklı İlişkilerde DEHB’nin Etkileri

DEHB, sadece aile içi ilişkilerde değil, iş, okul ve sosyal yaşamda da önemli etkilere sahiptir. İşte farklı ilişkilerde DEHB’nin nasıl görülebileceğine dair örnekler:

Annem DEHB

  • Unutkanlık: Anneniz randevuları unutabilir, önemli tarihleri karıştırabilir.
  • Düzensizlik: Evde sürekli bir dağınıklık olabilir ve organize olmakta zorlanabilir.
  • Duygusal Dalgalanmalar: Ani öfke patlamaları veya duygusal tepkiler gösterebilir.
  • Destek Eksikliği: DEHB’li bir anne, çocuğunun duygusal ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir.

Babam DEHB

  • İşe Odaklanma Zorluğu: Babamız işte sık sık hatalar yapabilir veya projeleri tamamlamakta zorlanabilir.
  • Dürtüsellik: Ani kararlar alabilir veya finansal konularda riskli davranışlar sergileyebilir.
  • İletişim Sorunları: Konuşmalarda sık sık söz kesebilir veya konudan konuya atlayabilir.

Patronum DEHB:

  • Organizasyon Eksikliği: Toplantıları unutabilir veya projeleri takip etmekte zorlanabilir.
  • Tutarsız Kararlar: Bir gün verdiği kararı ertesi gün değiştirebilir.
  • Aşırı Hareketlilik: Sürekli ofiste dolaşabilir veya uzun süre oturmakta zorlanabilir.

En Yakın Arkadaşım DEHB:

  • Dikkat Dağınıklığı: Konuşurken dalıp gidebilir veya konuyu takip etmekte zorlanabilir.
  • Dürtüsellik: Ani planlar yapabilir veya riskli davranışlara yönelebilir.
  • Sosyal İlişkilerde Zorluk: Söz kesme veya konuşmaları domine etme eğilimi gösterebilir.

Öğretmenim DEHB:

  • Ders Planlamada Zorluk: Dersleri organize etmekte veya zamanında tamamlamakta zorlanabilir.
  • Tutarsız Disiplin: Kuralları sık sık değiştirebilir veya öğrencilere karşı tutarsız davranabilir.
  • Dikkat Dağınıklığı: Öğrencilerin ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir.

Terapistim DEHB:

  • Seansları Unutma: Randevuları karıştırabilir veya unutabilir.
  • Odaklanma Zorluğu: Seans sırasında dalıp gidebilir veya konudan sapabilir.
  • Dürtüsellik: Terapi sürecinde ani müdahalelerde bulunabilir.

Aile içi ilişkilerden iş yaşamına kadar pek çok alanda zorluklara neden olabilir. Ancak, doğru tedavi ve destekle bu zorluklar aşılabilir. DEHB’li bireylerin çevresindekilerin, bu durumu anlaması ve destekleyici bir yaklaşım benimsemesi büyük önem taşır. Unutulmamalıdır ki, DEHB bir kişilik özelliği değil, yönetilmesi gereken bir durumdur.












Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU YAŞAYANLAR İÇİN BAVUL HAZIRLAMA REHBERİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD) tanısı olan biri iseniz, ya da bir yakınınız ADHD tanısı almış ise bu yazı karşınıza çıktığında çok sevindiniz, biliyorum!

Bayram öncesi tatil planlarınız yapıldı ise şimdi sıra bavul toplamakta. Bu nedenle ADHD sahibi kişilerin yakın zamandaki seyahatlerinde bavul hazırlama sürecinde karşılaşabilecekleri zorluklar hakkında konuşalım istiyorum.

Siz veya sevdikleriniz ADHD ile yaşıyorsanız ve bir yolculuk planlıyorsanız endişelenmeyin, size pratik ipuçları sunacağım. Bavulunuzu hazırlamak ve yolculuğa rahatlıkla adım atmak için hazır mısınız? Öyleyse başlayalım!

KESİN BİR ŞEY UNUTTUM, İÇİMDE BİR ŞEY UNUTTUĞUMA DAİR BİR HİS VAR!


ADHD sahibi bireylerin planlama ve organizasyon becerileri bazen sınırlı olabilir. Bavul hazırlama sürecinde sıkıntı yaşamamak için aşağıdaki adımları takip edebilirsiniz:

  • Yolculuk için yapmanız gerekenleri listeleyin ve adım adım ilerleyin. Böylece unutma riskini azaltabilirsiniz.
  • Seyahatten önce ne giyeceğinizi ve neye ihtiyacınız olduğunu düşünün. Kombinleri önceden planlayarak zaman kazanabilirsiniz.
  • Eşyalarınızı organize etmek için etiketler veya işaretlemeler kullanabilirsiniz. Bu, bavulunuzu düzenlemenize ve gereksiz stresi azaltmanıza yardımcı olur.
  • İlaçlarınızı unutmayın! Eğer düzenli olarak ilaç kullanıyorsanız, yeterli miktarda almanız ve kolay erişilebilir bir şekilde saklamanız önemlidir.
  • Kişisel bakım ürünlerinizi kolayca erişebileceğiniz bir çanta veya kılıf kullanarak düzenleyin.
  • Günlük rutinde ihtiyaç duyduğunuz başka neler var? Sık sık yemek yemeniz gerekiyor ise atıştırmalıklarınızı yanınızda bulundurun veya rahatsız edici seslere karşı kulaklıklarınızı hazır tutun.


ADHD’ye sahip bireyler için zaman yönetimi zorlayıcı olabilir. Seyahat sırasında zamanı daha verimli kullanmak için aşağıdaki ipuçlarını deneyebilirsiniz:

  • Yolculuk gününde erken kalkın, sakin bir şekilde hareket etmenize ve acele etmemenize yardımcı olur.
  • Uçuş veya tren saatlerine göre hareket etmek, geç kalmaktan veya zaman baskısından kaçınmanıza yardımcı olur.
  • Uçuş veya tren gibi bekleme sürelerini değerlendirmek için bir kitap, dergi, müzik veya oyun gibi etkinliklerle kendinizi meşgul edin.


ADHD ile yaşarken, seyahat etmek bazen zorlu olabilir, ancak bu zorluklarla başa çıkmanın yolları vardır. Planlama, organizasyon, temel ihtiyaçların karşılanması ve zaman yönetimi gibi stratejileri uygulayarak, bavul hazırlama sürecini daha kolay ve stresten uzak hale getirebilirsiniz.

Unutmayın, her yolculuk deneyimi farklıdır ve kendinizi tanıyarak size en uygun yöntemleri bulabilirsiniz. Yolculuklarınız keyifli, sorunsuz ve unutulmaz olsun! ✈️🌍










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan