DİKKAT DAĞINIKLIĞI HER ZAMAN ADHD Mİ? ADHD SANILMANIN PSİKOLOJİK BEDELİ, YANLIŞ TANI VE GÖZDEN KAÇAN GERÇEKLER

“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Sanılmak”

Yanlış Tanıların Görünmeyen Psikolojik Sonuçları Vardır

Son yıllarda pek çok kişi kendine aynı soruyu soruyor:
“Bende ADHD mi var?”

Bu soru bazen bir sosyal medya videosundan sonra, bazen bir arkadaş sohbetinde, bazen de yıllardır açıklanamayan bir içsel dağınıklığın ardından ortaya çıkıyor. Terapi odasında ise bu soru genellikle çok daha derin bir yerden geliyor:

“Bende bir sorun var ama bu gerçekten ADHD mi, yoksa başka bir şey mi?”

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB / ADHD), hem çocuklarda hem yetişkinlerde giderek daha sık konuşulan bir tanı haline geldi. Bu artışın önemli bir kısmı farkındalıkla ilişkiliyken, bir kısmı da yanlış değerlendirme, eksik ayırıcı tanı ve aceleci etiketlemelerden kaynaklanıyor.

Bu durum yalnızca tanısal bir hata değildir; kişinin kendilik algısını, tedavi sürecini ve psikolojik iyilik halini doğrudan etkileyen ciddi bir klinik sorundur.


ADHD Sanılmak Ne Anlama Gelir?

ADHD sanılmak; kişinin dikkat, odaklanma, dürtüsellik ya da zihinsel dağınıklık yaşamasına rağmen, bu belirtilerin gerçek psikolojik ve nörobiyolojik nedenleri araştırılmadan, doğrudan ADHD çerçevesine oturtulmasıdır.

Oysa dikkat sorunları çok farklı klinik durumlarda ortaya çıkabilir. Özellikle:

  • Travma sonrası süreçlerde
  • Yoğun kaygı dönemlerinde
  • Depresyonda
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk’ta (OKB)
  • Uzun süreli stres ve tükenmişlikte
  • Dissosiyatif süreçlerde

dikkat, bellek ve odaklanma sorunları çok sık görülür.

Bu nedenle şunu net bir şekilde söylemek gerekir:
Her dikkat problemi ADHD değildir.


ADHD Sanılmak Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?

ADHD hakkında konuşuyor olmamız elbette kıymetlidir. Ancak farkındalık arttıkça, ayırt edici tanı yapmanın önemi daha da artar. Çünkü dikkat dağınıklığı, erteleme, zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü; yalnızca ADHD’ye özgü belirtiler değildir.

Modern yaşam koşulları:

  • Kronik stres
  • Sürekli uyarana maruz kalma
  • Güvensizlik ve belirsizlik duygusu
  • Travmatik yaşantılar
  • Yüksek performans beklentileri

sinir sistemini sürekli tetikte tutar. Tetikte bir sinir sistemi ise öğrenemez, odaklanamaz, dinlenemez.

Bu noktada sık yapılan klinik hata şudur:
Belirtiye bakılır, nedene inilmez.


Çocuklukta ADHD Zannedilmek: Görülmeyen Duygusal İhtiyaçlar

Çocukluk döneminde ADHD sanılmak, yalnızca yanlış bir tanı değildir; çoğu zaman yanlış bir hikâye yazılmasıdır.

Terapiye gelen pek çok yetişkin danışan çocukluğunu şöyle anlatır:

  • “Hep yerinde duramayan çocuk bendim.”
  • “Öğretmenlerim potansiyelimi kullanmadığımı söylerdi.”
  • “Sürekli uyarılırdım ama kimse neden zorlandığımı sormazdı.”

Oysa geriye dönüp bakıldığında sıklıkla şunlar görülür:

  • Evde duygusal olarak erişilemeyen ebeveynler
  • Güvensiz bağlanma örüntüleri
  • Sürekli eleştirilen ya da kıyaslanan bir çocukluk
  • Duygulara alan tanınmayan ortamlar

Bir çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, beyni öğrenmeye değil hayatta kalmaya odaklanır. Bu durum dışarıdan “dikkat dağınıklığı” olarak görülür.

Çocuğun ihtiyacı çoğu zaman:
Daha fazla yapı değil, daha fazla ilişki
Daha fazla disiplin değil, daha fazla duygusal temastır.


Yetişkinlikte Yanlış ADHD Tanısı Almak

Yetişkinlikte ADHD sanılmak, kişinin kendine karşı sertleşmesine (eleştirmesine) yol açabilir. Danışanlar sıklıkla şunları söyler:

  • “Ben disiplinli biri değilim.”
  • “Herkes yapabiliyor ama ben yapamıyorum.”
  • “Demek ki beynim böyle.”

Yanlış tanı; kişinin:

  • Kendini tek bir etiketle tanımlamasına
  • Asıl yaşadığı travmatik ya da duygusal sorunlardan uzaklaşmasına
  • “Ben böyleyim, düzelmem” inancını geliştirmesine
  • Yanlış ya da etkisiz ilaç kullanımına

neden olabilir.

Özellikle travma geçmişi olan, yüksek kaygı yaşayan, kontrol ihtiyacı ve mükemmeliyetçilik gösteren bireylerde ADHD ile karışma riski oldukça yüksektir.

ADHD – OKB – Travma Tepkileri: Neden Karışıyor?

Ortak Görülen Bulgular

  • Odaklanma güçlüğü
  • Zihnin susmaması
  • İçsel huzursuzluk
  • Erteleme
  • Kararsızlık

Bu benzerlikler, yanlış tanıyı kolaylaştırır. Ancak belirleyici olan belirtilerin kaynağıdır.

OKB ile Ayırıcı Tanı

OKB’de kişi odaklanamaz çünkü zihni sürekli şunu sorar:

  • “Ya bir şey yanlışsa?”
  • “Kontrol etmezsem kötü bir şey olur mu?”
  • “Emin değilim.”

Bu durum dikkat eksikliği değil, aşırı zihinsel kontrol halidir. Kişi dağınık değildir; aksine tek bir düşünceye kilitlenmiştir.

Travma Tepkileri ile Ayırıcı Tanı

Travma yaşamış bireylerde:

  • Sinir sistemi sürekli alarmdadır
  • Beyin tehdit taraması yapar
  • Anda kalmak zorlaşır
  • Dissosiyasyon görülebilir

Bu kişiler için odaklanamamak bir yetersizlik değil, hayatta kalma stratejisidir.


DSM-5 ADHD Hakkında Ne Söyler?

  • Nörogelişimsel bir bozukluktur
  • Belirtiler 12 yaşından önce başlamalıdır
  • En az iki farklı ortamda görülmelidir
  • İşlevselliği belirgin biçimde bozmalıdır
  • Belirtiler başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamamalıdır

🔴 Klinik açıdan en sık ihlal edilen kriter tam olarak budur:

“Başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaması.”

Bu nedenle travma, kaygı bozuklukları, depresyon ve OKB dışlanmadan ADHD tanısı konulamaz.


Terapi Odasında En Sık Karşılaşılan Danışan Profilleri

Bu alanda terapiye en sık gelen kişiler:

  • Çocukluğunda ADHD etiketi almış ama içsel olarak hep “eksik” hissedenler
  • Yıllardır odaklanma sorunu yaşayan ama nedenini anlayamayanlar
  • İlaç kullanmış ama fayda görmemiş bireyler
  • “Zihnim hiç durmuyor” diyen danışanlar
  • Travma öyküsü olan ama hiç çalışılmamış kişiler

Bu danışanların ortak noktası şudur:
Anlaşılmamış olmak.


Terapi Odasında Nasıl Çalışılır?

Bu alanda terapi;

  • Hızlı tanılarla değil, detaylı hikâyelerle ilerler
  • “Neyin var?”dan çok “Neler yaşadın?” sorusunu sorar
  • Belirtileri susturmayı değil, nedenlerini anlamayı hedefler

Terapi sürecinde:

  • Gelişimsel ve çocukluk öyküsü
  • Bağlanma deneyimleri
  • Travmatik yaşantılar
  • İçsel eleştirmen
  • Sinir sistemi regülasyonu
  • Kimlik ve etiket çalışmaları

bütüncül biçimde ele alınır.

Bazen terapi, “ADHD değilsin” demek değildir; “Asıl seni zorlayan şey bu olabilir mi?”yi birlikte keşfetmektir.


ADHD sanılmak, kişinin kendi iç dünyasını yanlış bir çerçeveden okumasına neden olabilir. Doğru değerlendirme ise yalnızca tanı koymak değil, insanı bütün haliyle görebilmektir.

Her dikkat sorunu ADHD değildir.
Her huzursuzluk hiperaktivite değildir.
Ve her zihinsel dağınıklık, nörogelişimsel bir bozukluk anlamına gelmez.

Psikolojik değerlendirme; aceleyle değil, derinlikle yapılmalıdır. Eğer bu yazıyı okurken kendinizden parçalar bulduysanız, muhtemelen ihtiyacınız olan şey bir etiket değil; güvenli bir terapötik alandır.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

AĞLAMAK GELİYOR İÇİMDEN

Duygusal İhtiyaç ve Psikolojik İçsel Çözümleme

Birçok kişi zaman zaman, “İçimden ağlamak geliyor” cümlesini kurar. Bu ifade, genellikle yoğun duygusal bir durumun, bazen depresyonun, bazen kaygının, bazen de travmatik bir olayın belirtisi olarak ortaya çıkar.

Bu tür bir duygu, insanın içsel dünyasında biriken, dışa vurulamayan, bastırılan duyguların dışa çıkma çabası olabilir. Peki, bu duygu ne anlama gelir? Ağlamak, neden ihtiyaç duyduğumuz bir eylem olabilir?

Ağlamak ve Duygusal Yük

Ağlamak, insanların duygusal yüklerini ifade etmek için başvurdukları bir savunma mekanizması olabilir. Psikolojik bağlamda, ağlama çoğunlukla bir boşalma, bir rahatlama süreci olarak anlaşılabilir. Ağlama, duygusal bir baskıyı, gerilimi ve sıkıntıyı dışa vurmanın bir yolu olarak kullanılabilir. Bazen yoğun stres, üzüntü, öfke veya hayal kırıklığı gibi duygular birikerek insanı ağlamaya yönlendirebilir.

İçinden ağlamak gelen bir danışanla çalışırken, bu tür duyguların neden biriktiğini ve bu duyguların ne kadar uzun süredir biriktiklerini anlamak benim için oldukça önemlidir. İnsanlar genellikle duygusal ihtiyaçlarını bastırdıklarında, bu duygular bilinçaltında birikir ve sonunda dışa vurum gereksinimi doğurur. Ağlamak, bu birikmiş duygusal yükün boşalması için bir tür çıkış noktasıdır.

Duygulanım Bozuklukları ve Ağlama

Ağlama, genellikle anlık bir rahatlama sağlasa da, bazen daha derin psikolojik durumların belirtisi de olabilir. Bu tür bir kendini ifade genellikle anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kayıp ve yas süreçleri veya uzun süreli duygusal baskıların sonucu olarak ortaya çıkabilir.

Depresyonun temel belirtilerinden biri, kişinin kendisini boşlukta hissetmesi ve ağlama isteğiyle sıkça karşılaşmasıdır. Bu, kişinin içsel dünyasında hissettiği umutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularının bir yansımasıdır. Depresyon, genellikle kişi için çözülmesi zor gibi görünen duygusal yüklerle gelir ve bu yük biriken duygusal baskıyla, kişi zaman zaman ağlama isteği duyabilir.

Anksiyete bozuklukları da benzer şekilde biriktiğinde duygusal yükü artırır. Kişi, sürekli bir kaygı hali içinde olursa, bu kaygının yaratacağı duygusal baskı da ağlama dürtüsünü artırabilir. Kişi, bir yandan kontrol edemediği bu kaygıyla başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan duygusal ifade biçimi olarak ağlamayı deneyebilir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) bir travma sonrası duygusal bozukluklar, kişiyi sürekli olarak geçmişte yaşadığı travmalarla yüzleştiren bir etki yaratabilir. Kişi, eski travmatik anıların tetiklenmesiyle, ağlama dürtüsüne kapılabilir.

Birini kaybetmek, ayrılık veya başka bir önemli kayıp, duygusal anlamda çok yoğun bir durumdur. Kaybın ardından ağlama, kişinin acısını dışa vurmasının ve yas sürecinin bir parçası olabilir.

Psikoterapi Sürecinde Ağlama

Bir danışanın “İçimden ağlamak geliyor” demesi, genellikle seanslarda derinlemesine bir keşfin başlangıcını işaret eder. Bu durum, kişinin duygusal yüklerinin birikmiş olduğunu gösterir ve bunun üzerinde çalışmak, ağlama dürtüsünün nedenini anlamak önemli bir adımdır. Normaldir.

İlk adımım, danışanın hissettiklerini anlamasına yardımcı olmaktır. Çoğu insan, ağlama dürtüsünü belirli bir duyguya bağlamaz, genellikle sadece “bunalım” veya “sıkıntı” gibi genel terimlerle ifade eder. Ancak duyguların daha net bir şekilde tanımlanması, kişinin bu duyguları anlamasına yardımcı olabilir. Burada önemli olan, danışanın içsel dünyasında neyin biriktiğini, hangi duyguların baskın olduğunu fark etmesini sağlamaktır.

“Hangi durumlarda ağlamak geliyor içinden? Kendini nasıl hissediyorsun? Bu duyguyu tanımlayabilir misin?”

Danışanla birlikte ağlamaya neden olan duyguların arkasındaki olayları, düşünceleri veya inançları araştırırız. Kişinin geçmişteki deneyimlerinden gelen travmalar, kayıplar veya uzun süredir bastırılan duygular bu ağlama isteğini tetikleyebilir. Bu süreç, kişinin kendine dair farkındalık kazanmasına olanak tanır. Burada Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ya da Psikodinamik Terapi gibi yöntemler devreye girebilir.

“Bu duygunun bir benzerini daha önce hissettin mi? Ne zaman? Neler yaşadığında?”

Ağlama isteği, bir duygusal regülasyon (duygusal denetim) sorununun belirtisi olabilir. Seanslarda, duygusal denetim sağlamak için çeşitli teknikler kullanılabilir. Özellikle, farkındalık ve mindfulness teknikleri, danışanın duygusal yoğunluğuyla sağlıklı bir şekilde başa çıkmasını sağlar. Kişinin duygularını daha sağlıklı bir şekilde ifade etmesi, ağlama dürtüsünü yönetmesine yardımcı olabilir.

“Duygularınızı fark ettiğinizde, bu duyguları bedensel hissiyatlar üzerinden gözlemleyebilir misiniz? Nerelerde yoğunlaşıyorlar?”

Ağlama dürtüsünü sadece bastırmak değil, kabul etmek ve ifade etmek de önemli bir adımdır. Duyguların dışa vurulması, kişinin kendisini rahatlatması açısından sağlıklıdır. Ancak bunun ne zaman, nerede ve nasıl yapılacağı önemlidir. Danışana, duygularını sağlıklı yollarla ifade edebilmesi için uygun mekanizmalar önerilebilir.

Ağlama duygusunun üstesinden gelmek için bazı stratejiler kullanılabilir:

  • Düzenli egzersiz yapmak, yeterli uyku almak ve dengeli beslenmek, duygusal sağlığı destekler.
  • Yazı yazmak, sanatla uğraşmak veya bir güvenilir kişiyle konuşmak, duygusal yüklerin hafiflemesine yardımcı olabilir.
  • Kişinin olumsuz düşüncelerini sorgulaması ve daha dengeli bir bakış açısı geliştirmesi, ağlama dürtüsünü dengelemeye yardımcı olabilir.
Ağlamak, her zaman kötü bir şey değildir; bazen duygusal boşalmanın ve rahatlamanın bir yolu olabilir. Önemli olan, ağlamanın altında yatan duygusal ihtiyaçları tanımak ve bu ihtiyaçlara sağlıklı bir şekilde yanıt verebilmektir.








Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DEPREMİ YAŞAYAN BİRİ OLARAK RUHSAL SAĞLIĞINIZI NASIL KORUYABİLİRSİNİZ?

Depremin olumsuz etkilerini bizzat yaşayan biri olarak ruhsal açıdan az ya da çok etkilenmeniz doğaldır. Bu duygulanımı sizinle birlikte deprem bölgesindeki herkes yaşamakta. Korku, sıradan bir korkudan çok bir dehşet duygusuydu yaşanılan. Çoğu insan, sizin gibi, çaresiz hissetti.

Aşırı korku, çaresizlik, dehşete düşme hisleri, şok ne kadar olağan ise; duygularınızı hissedememe, tepkisizlik ve ağlayamama gibi duygular da o kadar olağandır.

Önce kendi emniyetinizden emin olun. Sonra çevrenizde yardım edebileceğiniz kimse olup olmadığını kontrol edin.

  • Deprem anlarını tekrar tekrar hatırlayabilir, yaşananlarla ilgili rüyalar ya da gündüz düşleri görebilir, olay sanki yeniden oluyormuş gibi hissedebilirsiniz.
  • Olayın tamamını ya da bazı kısımlarını hatırlayamayabilir, depremin olduğu eve giremez, insanlardan uzaklaşır, olayla ilgili konuşmayı istemeyebilirsiniz.
  • Uykusuzluk, sinirlilik, çabuk öfkelenme, aşırı irkilme, çarpıntı, titreme, nefes almakta zorluk yaşayabilirsiniz.
  • Geleceğinizin kalmadığı duygusuna kapılabilirsiniz.
  • Yakınlarınızın yaşamlarını yitirmesi ile ilgili olarak kendinizi suçlu hissedebilirsiniz. Yakınlarınızın öldüğünü kabul edememe, inkar etme ya da her an dönecekmiş gibi hissetmeniz yas aşamalarına dahildir ve beklenen duygulanımlardır.

Ancak bu yakınmalar bir iki hafta içinde azalmıyorsa, yaşamınızı güçleştiriyorsa, baş etmede zorlanıyorsanız bölgedeki size yardımcı olmaya hazır ruh sağlığı uzmanlarına ya da ruh sağlığı uzmanı bulunan sağlık merkezleri̇ne başvurabilirsiniz.

Deprem Alanında Kendinizi Daha İyi Hissetmek İçin Neler Yapabilirsiniz?

Kaygı ve buna bağlı sık soluma, çarpıntı, nefes almakta güçlük gibi belirtiler ortaya çıkabilir, bunlar kişinin kendisini tehlike altında hissettiğinde meydana gelen olağan belirtilerdir.

Kaygı insanı çıldırtmaz ancak çıldıracakmış, ölecekmiş gibi hissettirir. Yaşadığınız olaylardan dolayı kendinizi tehlike altında hissettiğinizde bedeninizde de çarpıntı, nefes darlığı, bulantı, titreme, göğsünüzde baskı hissi gibi belirtilerin ortaya çıkması doğaldır. Kaygınız azaldığında bu belirtiler kendiliğinden ortadan kaybolacaktır.

Arkadaşlar, aile, komşularla olan olumlu ve destekleyici ilişkilerinizi sürdürün. Sosyal destek kişilerin ruhsal travma sonrası etkilenmeleri üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir. Duygularınızı, üzüntünüzü bastırmaya çalışmayın.

Sizi rahatlatan şeyler her neyse fırsat bulduğunuzda onları yapmaya çalışın. Çok yoğun endişe hissediyorsanız nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri iyi gelebilir, inancınıza göre dualardan ve meditasyondan yararlanabilirsiniz. Size neyin iyi geldiğini düşünüyorsanız zihninizde ona yer açmaya çalışabilirsiniz.

Deprem alanında kendi arasında konuşan bireylerden bile asılsız bilgiler edinebileceğinizi unutmayın, kendi zihninizi berrak tutmaya ve motivasyonunuzu kaybetmemeye çalışın.

Bir deprem yaşamış ve hala depremden etkilenen bölgede bulunan kişiler için psikolojik etkiyi yönetmek zor olabilir. Yararlı olabilecek bazı stratejiler şunlardır:

· Bir günlük tutabilirsiniz. Düşüncelerinizi ve duygularınızı yazmak duygularınızı daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir.

· Yaratıcı faaliyetlerde bulunabilirsiniz. Resim yapmak, çizim yapmak veya yazmak gibi yaratıcı faaliyetler, duygular için olumlu bir çıkış yolu sağlayabilir.

· Ne kadar küçük görünürlerse görünsünler, minnettar olduğunuz şeylere odaklanın, bakış açınızı değiştirmenize ve ruh halinizi yükseltmenize yardımcı olabilir.

· Stresi ve kaygıyı azaltmak için fiziksel aktivitelere katılabilirsiniz. Egzersizin, ruh halinizi iyileştirebilecek ve daha iyi hissetmenize yardımcı olabilecek endorfini salgılayacaktır.

· Bir rutin oluşturabilirsiniz. Bir rutin oluşturmak ve ona bağlı kalmak, yaşamınıza bir normallik ve istikrar duygusu getirmenize yardımcı olabilir.

· Mizahı kullanabilirsiniz. Mizah, stres ve kaygıyı yönetmenize yardımcı olan güçlü bir araç olabilir.

Herkesin deneyiminin benzersiz olduğunu ve bir kişi için işe yarayanın bir başkası için işe yaramayacağını unutmamak önemlidir. En önemli şey, sizin için en iyi olanı bulmak ve gerekirse arkadaşlarınızdan, ailenizden veya bir ruh sağlığı uzmanından destek almaktır.

Deprem Alanından Haber Alanlar

Neler hissetiğinizi etrafınızdakiler ile konuşmaya çalışın, bahsedin. Yardım yapıyor olmak size iyi gelebilir, doğru adreslerden yardımınızı ulaştırabilmek adına araştırma yapabilirsiniz. İnancınız bu yönde ise dua edebilir, enerji yollayabilir veya meditasyon yapabilirsiniz.

Deprem haberi aldıktan sonra kapalı ortamlara girmek ya da kalabalık yerlerde bulunmak sizin için kaygı verici ise kaygı düzeyiniz azalana dek tanıdığınız insanlarla bunları gerçekleştirmeyi deneyebilirsiniz.

Özellikle çocukların depreme ait görsellere ve videolara maruz kalmasını azaltın. Yetişkinler bazen görüntüleri izlemek ihtiyacı duyabilirler ancak tekrar tekrar, gün boyunca yıkım görüntülerini izlemek ruhsal etkilenmenizi arttıracaktır.

İlk günlerde uykusuzluk, iştahsızlık, bir şey yapmak istememe, halsizlik, çaresizlik, umutsuzluk hisleri olağandır. Bu nedenle sakinleştirici/yatıştırıcı ilaç ya da alkol kullanmayın, uykunuz günler içinde düzelecektir.

Bedeninizin bakımına özen gösterin, sağlığınızı olumsuz etkileyecek baş etme yöntemlerini kullanmayın. Sizi rahatlatan şeyler her neyse onları yapmaya çalışın. Çok yoğun endişe hissediyorsanız nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri iyi gelebilir.

Afet ve travmalardan sonra insanlar bir suçlu arama eğiliminde olabilirler. Söylentilere, yalan haberlere ve dedikodulara karşı dikkatli olun. Basit dedikodulardan doğaüstü açıklamalara kadar geniş bir yelpazede olan bu söylentiler olumsuz ve işlevsiz duyumlara neden olabilmektedir.














Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

DEPREM

Deprem, fiziksel hasarın ötesinde psikolojik etkilere de yol açan bir doğal afettir. Travma sonucunda kişilerde stres, korku, çaresizlik ve kaygı gibi duygusal tepkiler görülebilmektedir. Depremin ardından insanlar yaşadıkları yerde güvende hissetmekte zorlanabilirler. Güvenli alan kaybı, kişilerin güvendikleri yerlerin artık güvende olmadığına dair duygusal bir algı oluşturabilir.

Travma sonrası iyileşme süreci, bireyden bireye farklılık gösterecektir. Ancak, travmanın etkilerini hafifletmek ve geçişini kolaylaştırmak için bazı teknikler kullanmaktayım. Bunlar arasında psikoterapi, EMDR, destek grupları, meditasyon, birlikte derin nefesler alma ve fiziksel aktiviteler yer alabilmekte. Öncelik kişinin yaşadığı duygusal tepkileri tanımlaması ve ifade etmesini kolaylaştırmak, travmanın etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktır.

Depremi Çocuklara Anlatabilirim
Depremin çocuklara anlatılması, onların yaş ve gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Duygusal desteğin sağlandığı bir ortamda, basit ve anlaşılır bir dil kullanarak deprem hakkında bilgi verilmelidir. Gerçekleri çarpıtmadan, ancak çocuğun korku düzeyini artırmadan açıklamalar yapmak önemlidir. Çocukların sorularını cevaplarken sabırlı olunmalı ve onların duygusal tepkilerine duyarlılık gösterilmelidir.

Yas Süreci ve Uzamış Yas
Yas süreci, kayıp veya travma sonrasında yaşanan duygusal tepkilerin zaman içinde değişen bir dizi aşamadan geçmesini ifade eder. Bu aşamalar inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul şeklinde sıralanır ancak yas süreci bireyden bireye farklılık gösterebilir ve farklı zamansal süreçler gözlenebilir. Uzamış yas, normal yas sürecinin beklenenden daha uzun sürdüğü durumu ifade eder. Profesyonel yardım, yas sürecinde destek sağlamak için önemlidir.

Toplumsal Yas
Toplumsal yas, bir topluluğun veya toplumun geniş bir kesiminin bir olayın veya kaybın etkisi altında duygusal tepkiler göstermesidir. Depremler gibi doğal afetler toplumsal yas süreçlerine yol açabilir. Toplumsal yas, dayanışmayı artırabilir ve insanları bir araya getirebilir. Topluluk desteği ve kaynaklar, toplumsal yas sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

Depremin travmatik etkileri ‘çok gerçek’ ancak, uygun bilimsel temelli yaklaşımlar ve duygusal destek ve yönlendirme ile bireyler ve toplumlar bu zorlu süreçlerle başa çıkabiliriz.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR)

EMDR Terapisinde Temel Unsurlar

EMDR Nedir?
EMDR, 1980’lerin sonlarında Francine Shapiro tarafından geliştirilen bir terapi yaklaşımıdır. Temel amacı, travmatik anıları işleme almak ve bunların nötral hale gelmelerini sağlamaktır. EMDR terapisi, travmanın tetiklediği duygusal ve zihinsel reaksiyonları yönetme yeteneğini artırmayı hedefler. Terapide, bireyin dikkati bir uyarana odaklanırken, terapistin yönlendirmesiyle göz hareketleri veya başka uyarıcılar kullanılır.

EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) özellikle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi rahatsızlıkların tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. EMDR, travmatik deneyimlerin nörobiyolojik temellerini göz önünde bulunduran, göz hareketleri gibi uyarıcıların kullanıldığı bir terapi yaklaşımıdır.

EMDR terapisindeki en önemli kavramlardan biri “güvenli alan” ve “güven” kavramlarıdır. Güvenli alan, bireyin terapistiyle birlikte çalışırken kendini güvende hissettiği bir psikolojik mekanizmadır.

Travmanın nasıl geçeceği konusunda ise EMDR, travmatik anıların yeniden işlenerek duygu ve düşüncelerin değişmesine yardımcı olmayı hedefler. Bu süreç, travmatik anıların zihindeki işleme biçimini değiştirerek duygu ve düşüncelerin daha adaptif hale gelmesini amaçlar. EMDR terapisi sırasında, birey travmatik anılarından parçaları hatırlar ve bu sırada terapist göz hareketleri, sesler veya dokunsal uyarılar gibi uyaranları kullanarak bireyin dikkatini dağıtır. Bu, travmatik anıların duygusal yükünü azaltmaya ve daha sağlıklı düşünce kalıplarını oluşturmaya yardımcı olabilir.

EMDR’ın temel tekniklerinden biri “işleme aşamaları“dır. Bu aşamada birey, travmatik deneyimi ve bu deneyimle ilişkilendirilmiş düşünceleri, duyguları ve bedensel duyumları hatırlar. Ardından, terapistin rehberliğinde, bu duygu ve düşüncelerle çalışarak daha adaptif düşünce kalıpları geliştirir.

EMDR terapisi genellikle sekiz aşamadan oluşur:

  1. Bireyin geçmişi, travma ve mevcut sorunlar hakkında bilgi toplanır.
  2. Bireye EMDR hakkında bilgi verilir, terapi süreci anlatılır ve güvenli bir alan oluşturulur.
  3. Terapiste işlem görmesi gereken travmatik anılar ve bu anılara ilişkin duygusal tepkiler aktarılır.
  4. Birey, travmatik anıları canlandırırken terapistin yönlendirmesiyle göz hareketleri veya sesler gibi uyarıcılar kullanarak duyarsızlaştırma sağlanır.
  5. Duyarsızlaştırma sonrasında birey, travmatik anının daha tarafsız ve az rahatsız edici bir şekilde nasıl hatırlanabileceğini düşünür.
  6. Olumlu düşünceler ve inançlar geliştirilerek gelecekteki benzer durumlar için kişinin daha adaptif tepkiler vermesi amaçlanır.
  7. Bireyin bedenindeki gerginlik ve rahatsızlık duygularına odaklanarak bu duyguların azalması hedeflenir.
  8. Terapi sürecindeki ilerleme gözlemlenir, değerlendirilir ve gerektiğinde gelecekteki oturumlar planlanır.

DSM-5, EMDR’ın travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tedavisinde “kanıtlanmış tedaviler” kategorisine girmesini onaylar. Araştırmalar, EMDR’ın diğer terapi yöntemleriyle benzer veya daha etkili sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Terapinin etkinliği, travmatik anıların duygu yükünün azalması, travmatik deneyimlerin daha tarafsız bir şekilde hatırlanabilmesi ve işlevsel yaşam kalitesinde artış gibi faktörlerle ölçülmüştür.

EMDR, farmakolojik tedaviye alternatif olarak veya onunla birlikte kullanılabilen bir seçenektir.

Daha detaylı bilgi ve randevumu alımı için iletişime geçebilirsiniz.













Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

TSSB ve ASB

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Akut Stres Bozukluğu (ASB)

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

TSSB, travmatik bir olaya maruz kalan bireylerde görülen bir psikolojik reaksiyon durumudur. Kişi ya da başkaları için gerçek bir tehlike, ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddet gibi olağandışı bir olayın yaşandığına dair şiddetli bir şekilde maruz kalınmış veya tanıklık edilmiş olması gereklidir.

DSM-5’e göre, TSSB tanısı için aşağıdaki kriterler bulunmalıdır:

  1. Kişi, olayı rüyalarında, düşüncelerinde veya anılarında tekrar yaşar.
  2. Birey, olayı hatırlatan yerlerden, insanlardan veya etkinliklerden kaçınır. Duygusal tepkilerde azalma veya duyarsızlaşma görülebilir.
  3. Kişi, kendisine veya başkalarına karşı olumsuz düşünceler geliştirir. Olumlu duygular azalır.
  4. Ani sinirlenme, uyku sorunları, konsantrasyon güçlüğü gibi artan fizyolojik tepkiler gözlenir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) gibi yöntemler, travmatik anının yeniden işlenmesini ve duyarsızlaşmayı amaçlar.

Akut Stres Bozukluğu (ASB)

ASB, TSSB’ye benzeyen ancak daha kısa süreli bir reaksiyon durumudur. DSM-5’e göre, ASB tanısı için aşağıdaki kriterler aranır:

  1. Kişi, olayı rüyalarında veya anılarında tekrar yaşar.
  2. Birey, olayı hatırlatan uyaranlardan kaçınır.
  3. Ani sinirlenme, konsantrasyon güçlüğü, aşırı tetikte olma gibi fizyolojik tepkiler gösterir.

Güven ve Güvenli Alan Kaybı

Travmatik olaylar, bireylerin güven duygularını sarsabilir. Güven, bir bireyin kendini ve diğerlerini tehlikelerden korunmuş hissetme yeteneğidir. Travma, bu güveni zedeler ve bireyde güvensizlik duygusu oluşturabilir. Güvenli alan kaybı, bireyin çevresindeki dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılaması sonucu oluşur. Bu duygu, TSSB ve ASB’nin belirgin özelliklerinden biridir.

Travmanın Geçişi ve Tedavi Süreci

Travmanın geçişi bireyden bireye farklılık gösterebilir ancak genel olarak aşağıdaki aşamaları içerebilir:

  1. Olayın yaşanması: Travmatik olayın gerçekleştiği an.
  2. Şok ve inkar: Birey olayın gerçekliğini kabul etmekte güçlük çeker.
  3. Tepki ve reaksiyonlar: Anksiyete, korku, öfke gibi duygusal reaksiyonlar görülür.
  4. Değerlendirme: Birey olayın etkilerini düşünmeye başlar.
  5. Kabul ve yeniden yapılanma: Olayın kabul edilmesi ve bireyin hayatını yeniden inşa etmeye başlaması.

Tedavi süreci, bireyin ihtiyaçlarına göre şekillenir. Terapötik yöntemler ile duygusal düzenleme, bilişsel yeniden yapılanma ve travmatik anının işlenmesine odaklanabiliriz.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan