“Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Sanılmak”
Yanlış Tanıların Görünmeyen Psikolojik Sonuçları Vardır
Son yıllarda pek çok kişi kendine aynı soruyu soruyor:
“Bende ADHD mi var?”
Bu soru bazen bir sosyal medya videosundan sonra, bazen bir arkadaş sohbetinde, bazen de yıllardır açıklanamayan bir içsel dağınıklığın ardından ortaya çıkıyor. Terapi odasında ise bu soru genellikle çok daha derin bir yerden geliyor:
“Bende bir sorun var ama bu gerçekten ADHD mi, yoksa başka bir şey mi?”
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB / ADHD), hem çocuklarda hem yetişkinlerde giderek daha sık konuşulan bir tanı haline geldi. Bu artışın önemli bir kısmı farkındalıkla ilişkiliyken, bir kısmı da yanlış değerlendirme, eksik ayırıcı tanı ve aceleci etiketlemelerden kaynaklanıyor.
Bu durum yalnızca tanısal bir hata değildir; kişinin kendilik algısını, tedavi sürecini ve psikolojik iyilik halini doğrudan etkileyen ciddi bir klinik sorundur.
ADHD Sanılmak Ne Anlama Gelir?
ADHD sanılmak; kişinin dikkat, odaklanma, dürtüsellik ya da zihinsel dağınıklık yaşamasına rağmen, bu belirtilerin gerçek psikolojik ve nörobiyolojik nedenleri araştırılmadan, doğrudan ADHD çerçevesine oturtulmasıdır.
Oysa dikkat sorunları çok farklı klinik durumlarda ortaya çıkabilir. Özellikle:
- Travma sonrası süreçlerde
- Yoğun kaygı dönemlerinde
- Depresyonda
- Obsesif Kompulsif Bozukluk’ta (OKB)
- Uzun süreli stres ve tükenmişlikte
- Dissosiyatif süreçlerde
dikkat, bellek ve odaklanma sorunları çok sık görülür.
Bu nedenle şunu net bir şekilde söylemek gerekir:
Her dikkat problemi ADHD değildir.
ADHD Sanılmak Neden Bu Kadar Yaygınlaştı?
ADHD hakkında konuşuyor olmamız elbette kıymetlidir. Ancak farkındalık arttıkça, ayırt edici tanı yapmanın önemi daha da artar. Çünkü dikkat dağınıklığı, erteleme, zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü; yalnızca ADHD’ye özgü belirtiler değildir.
Modern yaşam koşulları:
- Kronik stres
- Sürekli uyarana maruz kalma
- Güvensizlik ve belirsizlik duygusu
- Travmatik yaşantılar
- Yüksek performans beklentileri
sinir sistemini sürekli tetikte tutar. Tetikte bir sinir sistemi ise öğrenemez, odaklanamaz, dinlenemez.
Bu noktada sık yapılan klinik hata şudur:
Belirtiye bakılır, nedene inilmez.
Çocuklukta ADHD Zannedilmek: Görülmeyen Duygusal İhtiyaçlar
Çocukluk döneminde ADHD sanılmak, yalnızca yanlış bir tanı değildir; çoğu zaman yanlış bir hikâye yazılmasıdır.
Terapiye gelen pek çok yetişkin danışan çocukluğunu şöyle anlatır:
- “Hep yerinde duramayan çocuk bendim.”
- “Öğretmenlerim potansiyelimi kullanmadığımı söylerdi.”
- “Sürekli uyarılırdım ama kimse neden zorlandığımı sormazdı.”
Oysa geriye dönüp bakıldığında sıklıkla şunlar görülür:
- Evde duygusal olarak erişilemeyen ebeveynler
- Güvensiz bağlanma örüntüleri
- Sürekli eleştirilen ya da kıyaslanan bir çocukluk
- Duygulara alan tanınmayan ortamlar
Bir çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, beyni öğrenmeye değil hayatta kalmaya odaklanır. Bu durum dışarıdan “dikkat dağınıklığı” olarak görülür.
Çocuğun ihtiyacı çoğu zaman:
Daha fazla yapı değil, daha fazla ilişki
Daha fazla disiplin değil, daha fazla duygusal temastır.
Yetişkinlikte Yanlış ADHD Tanısı Almak
Yetişkinlikte ADHD sanılmak, kişinin kendine karşı sertleşmesine (eleştirmesine) yol açabilir. Danışanlar sıklıkla şunları söyler:
- “Ben disiplinli biri değilim.”
- “Herkes yapabiliyor ama ben yapamıyorum.”
- “Demek ki beynim böyle.”
Yanlış tanı; kişinin:
- Kendini tek bir etiketle tanımlamasına
- Asıl yaşadığı travmatik ya da duygusal sorunlardan uzaklaşmasına
- “Ben böyleyim, düzelmem” inancını geliştirmesine
- Yanlış ya da etkisiz ilaç kullanımına
neden olabilir.
Özellikle travma geçmişi olan, yüksek kaygı yaşayan, kontrol ihtiyacı ve mükemmeliyetçilik gösteren bireylerde ADHD ile karışma riski oldukça yüksektir.

ADHD – OKB – Travma Tepkileri: Neden Karışıyor?
Ortak Görülen Bulgular
- Odaklanma güçlüğü
- Zihnin susmaması
- İçsel huzursuzluk
- Erteleme
- Kararsızlık
Bu benzerlikler, yanlış tanıyı kolaylaştırır. Ancak belirleyici olan belirtilerin kaynağıdır.
OKB ile Ayırıcı Tanı
OKB’de kişi odaklanamaz çünkü zihni sürekli şunu sorar:
- “Ya bir şey yanlışsa?”
- “Kontrol etmezsem kötü bir şey olur mu?”
- “Emin değilim.”
Bu durum dikkat eksikliği değil, aşırı zihinsel kontrol halidir. Kişi dağınık değildir; aksine tek bir düşünceye kilitlenmiştir.
Travma Tepkileri ile Ayırıcı Tanı
Travma yaşamış bireylerde:
- Sinir sistemi sürekli alarmdadır
- Beyin tehdit taraması yapar
- Anda kalmak zorlaşır
- Dissosiyasyon görülebilir
Bu kişiler için odaklanamamak bir yetersizlik değil, hayatta kalma stratejisidir.
DSM-5 ADHD Hakkında Ne Söyler?
- Nörogelişimsel bir bozukluktur
- Belirtiler 12 yaşından önce başlamalıdır
- En az iki farklı ortamda görülmelidir
- İşlevselliği belirgin biçimde bozmalıdır
- Belirtiler başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamamalıdır
🔴 Klinik açıdan en sık ihlal edilen kriter tam olarak budur:
“Başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaması.”
Bu nedenle travma, kaygı bozuklukları, depresyon ve OKB dışlanmadan ADHD tanısı konulamaz.
Terapi Odasında En Sık Karşılaşılan Danışan Profilleri
Bu alanda terapiye en sık gelen kişiler:
- Çocukluğunda ADHD etiketi almış ama içsel olarak hep “eksik” hissedenler
- Yıllardır odaklanma sorunu yaşayan ama nedenini anlayamayanlar
- İlaç kullanmış ama fayda görmemiş bireyler
- “Zihnim hiç durmuyor” diyen danışanlar
- Travma öyküsü olan ama hiç çalışılmamış kişiler
Bu danışanların ortak noktası şudur:
Anlaşılmamış olmak.
Terapi Odasında Nasıl Çalışılır?
Bu alanda terapi;
- Hızlı tanılarla değil, detaylı hikâyelerle ilerler
- “Neyin var?”dan çok “Neler yaşadın?” sorusunu sorar
- Belirtileri susturmayı değil, nedenlerini anlamayı hedefler
Terapi sürecinde:
- Gelişimsel ve çocukluk öyküsü
- Bağlanma deneyimleri
- Travmatik yaşantılar
- İçsel eleştirmen
- Sinir sistemi regülasyonu
- Kimlik ve etiket çalışmaları
bütüncül biçimde ele alınır.
Bazen terapi, “ADHD değilsin” demek değildir; “Asıl seni zorlayan şey bu olabilir mi?”yi birlikte keşfetmektir.
ADHD sanılmak, kişinin kendi iç dünyasını yanlış bir çerçeveden okumasına neden olabilir. Doğru değerlendirme ise yalnızca tanı koymak değil, insanı bütün haliyle görebilmektir.
Her dikkat sorunu ADHD değildir.
Her huzursuzluk hiperaktivite değildir.
Ve her zihinsel dağınıklık, nörogelişimsel bir bozukluk anlamına gelmez.
Psikolojik değerlendirme; aceleyle değil, derinlikle yapılmalıdır. Eğer bu yazıyı okurken kendinizden parçalar bulduysanız, muhtemelen ihtiyacınız olan şey bir etiket değil; güvenli bir terapötik alandır.
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan



