HATIRLATICI : KENDİNE ZAMAN AYIR

GÜN İÇİNDE KENDİMİZE KÜÇÜK MOLALAR VERMEK

Yoğun iş temposu, akademik sorumluluklar, aile içi görevler ya da günlük hayatın hızla akıp giden düzeni… Tüm bu koşuşturmacanın içinde çoğu zaman durup kendimize kısa bir zaman ayırmayı ihmal ediyoruz. Oysa bilimsel araştırmalar, gün içinde verilen küçük molaların hem zihinsel hem de bedensel sağlık üzerinde düşündüğümüzden çok daha büyük etkiler yarattığını gösteriyor.

Molaların Beyin Üzerindeki Etkisi

Nörobilim çalışmalarına göre insan beyninin sürekli odaklanma kapasitesi sınırlıdır. Ortalama 45–90 dakikalık yoğun bir odaklanma süresinden sonra dikkat azalır ve hata oranı artar. Bu noktada verilen 5–10 dakikalık kısa molalar, beynin “varsayılan ağ modu” (default mode network) olarak bilinen dinlenme sistemini devreye sokar. Bu sistem aktif hale geldiğinde öğrenilen bilgilerin pekiştiği, yaratıcılığın arttığı ve problem çözme becerilerinin güçlendiği görülür.

Görev Temelli Verimlilik
Bir deneyde 5 dakikalık molaların her 20 dakikalık çalışmadan sonra programlandığı bir düzen oturtuldu. Bu düzenli molaları kullanmayanlara kıyasla katılımcıların %75’i daha fazla iş bitirdi (PubMed).

Doğayla Temasın Gücü
“Green micro-break” yaklaşımıyla, katılımcılar 40 saniye boyunca çiçekli bir çatı (green roof) manzarasına bakarken, beton çatı görenlere göre daha az dikkatsizlik yaşadı, daha istikrarlı tepki gösterdi. Bu da kısa süreli doğa temalarının bile zihinsel kontrolü artırabileceğini gösteriyor (The Conversation).

Stres ve Kaygı Üzerine Etkisi

Küçük molalar yalnızca zihinsel verimlilik için değil, aynı zamanda stres düzenleme mekanizmaları için de kritiktir. Kısa bir yürüyüş, derin nefes egzersizi ya da gözleri kapatarak yapılan birkaç dakikalık dinlenme, kortizol (stres hormonu) seviyelerinde düşüşe yol açabilir. Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) raporlarına göre, gün içinde düzenli aralıklarla kısa mola veren kişilerin kaygı seviyeleri, mola vermeyenlere kıyasla daha düşüktür.

Akşam Molası ve Doğada Zaman: 20–30 dakikalık doğa yürüyüşlerinin kortizol düzeylerini %21,3 oranında düşürdüğü bulunmuştur—bu, stres yönetiminde doğanın gücünü vurguluyor (Daily Telegraph).

Progresif Kas Gevşetme (PMR): Aralıklı pranlama molaları ve PMR (kas gevşetme) teknikleri, benzer sürelerde sadece dinlenmeye kıyasla daha fazla rahatlama ve kortizol düşüşü sağladı (ScienceDirect).

Molaların Fizyolojik Yararları

Sürekli oturmak, kas-iskelet sistemi üzerinde yıpratıcı etkilere sahiptir. Kısa aralar verip hareket etmek; dolaşım sistemini canlandırır, kas gerginliğini azaltır ve uzun vadede kronik ağrı riskini düşürür. Harvard Tıp Okulu’ndan yapılan araştırmalar, gün boyunca verilen kısa hareket molalarının kalp-damar sağlığı üzerinde koruyucu etkisi olduğunu ortaya koymuştur.

Küçük fiziksel aktivitelerin (örneğin yürüyüş, esneme) dolaşımı canlandırdığı, kas gerginliğini azalttığı ve kronik ağrı riskini düşürdüğü düşünülüyor (zengin literatürde destekleniyor) (HealthSAGE Journals).


Molaların, Kendini “Yenileme” Üzerine Etkisi

Romanya’daki West University of Timișoara’daki araştırmacılar, 22 farklı çalışmayı kapsayan meta-analizlerinde, toplamda 2.335 katılımcıyla yürütülen çalışmaları incelediler. Bulgular, 10 dakikayı geçmeyen “micro-break”lerin (mikro molaların) tükenmişlik hissini azaltıp canlılık ve enerji (“vigour”) hissini anlamlı şekilde artırdığını gösterdi. Ancak performans üzerindeki etkiler, görev türüne bağlı olarak değişkenlik gösteriyordu: mesleki işlerde (clerical tasks) etkili olurken, zihinsel becerilerde anlamlı etki daha azdı. (HealthThe GuardianSAGE JournalsPubMed).

Günlük Hayatta Uygulanabilir Küçük Molalar

Bilimsel kanıtların ışığında, gün içine küçük molaları dahil etmek oldukça basittir:

  • 2 dakikalık derin nefes egzersizi: Burundan derin nefes alıp yavaşça vermek, sinir sistemini sakinleştirir.
  • Mini yürüyüş: Evin içinde ya da iş yerinde kısa bir tur atmak bile dolaşımı canlandırır.
  • Duyusal mola: Bir fincan çayı yavaşça içmek, kokusuna ve tadına odaklanmak.
  • Mikro meditasyon: Gözleri kapatıp bedende neler hissedildiğine dikkat etmek.

Bu uygulamaların her biri, zihni toparlama ve bedeni dengeleme işlevi görür.

Molaları Kültür Haline Getirmek

Kendimize mola vermek, lüks ya da erteleme değil; psikolojik dayanıklılığın temel taşlarından biridir. Molaları hayatımıza dahil etmek, yalnızca verimliliğimizi değil, yaşam doyumumuzu da artırır. Tıpkı beslenme ve uyku gibi, mola da sağlıklı yaşamın bir parçası olarak düşünülmelidir.

Kısacık bir mola, günümüzün akışını değiştirebilir. Zihnimizi tazeler, bedenimizi rahatlatır, duygularımızı dengeler. Bu yüzden gün içinde kendinize küçük molalar vermeyi bir alışkanlık haline getirmek, uzun vadede hem ruhsal hem de bedensel sağlığınızı korumanın en basit ama en etkili yollarından biridir.


Önerebileceğim bir uygulama planı

  1. Görev aralarında 5 dakikalık molalar: Derin nefes, hareket ya da sessizlik.
  2. Doğa teması katın: Mümkünse kısa yürüyüş; değilse pencere manzarası.
  3. Kas gevşetme ya da nefes egzersizi ekleyin: Özellikle öğle molasında.
  4. Rutin oluşturun: Pomodoro bir yöntemi kullanmak işe yarayabilir (örneğin 25–5).
  5. Kendi deneyiminizi not edin: Hangi molada daha iyi hissettiğinizi gözlemleyin. (dilerseniz benimle de paylaşabilirsiniz)

Bu yazımı okurken durmak korkutucu geldi mi?
Hep koşturmaca içindeyken, durduğumuzda huzur değil de huzursuzluk hissettiğimiz anlar vardır. Sessizliğin içinde kaybolmak, boşlukla karşılaşmak ya da kendimizi “yetersiz” hissetmek…
Başka bir yazıda, bu duygunun arka planını ve onunla nasıl baş edebileceğimizi birlikte inceleyeceğiz.

Görüşmek dileğiyle 🌿





Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

MOTİVASYON

İçsel ve Dışsal Dinamikler

Motivasyon, insan davranışlarının temelinde yatan ve bireyleri hedeflerine ulaşmaya iten güçlü bir kavramdır. Günlük hayatta birçok kez “motivasyonum düşük” ya da “bu işi yapmak için motivasyona ihtiyacım var” gibi ifadeler kullanırız. Peki, motivasyon tam olarak nedir? Neden bazı insanlar hedeflerine ulaşmak için kolayca motive olurken, diğerleri için bu süreç daha zorlu geçer?


Motivasyon Nedir?

Motivasyon, bir davranışı başlatma, sürdürme ve yönlendirme sürecidir. Psikolojide, motivasyon genellikle iki ana kategoriye ayrılır: içsel motivasyon ve dışsal motivasyon.

  1. İçsel Motivasyon: Kişinin kendi içinden gelen, ödül veya ceza beklentisi olmaksızın bir aktiviteyi yapma isteğidir. Örneğin, bir hobiyle uğraşmak, yeni bir şey öğrenmek veya sanatla ilgilenmek içsel motivasyon örnekleridir. İçsel motivasyon, kişinin kendi değerleri, ilgi alanları ve tutkularıyla yakından ilişkilidir.
  2. Dışsal Motivasyon: Dışarıdan gelen ödüller veya cezalarla ilişkilidir. Örneğin, bir işte terfi almak için çalışmak, para kazanmak veya sosyal onay görmek dışsal motivasyon kaynaklarıdır. Dışsal motivasyon, kısa vadede etkili olsa da, uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir.

Motivasyonun Psikolojik Temelleri

Motivasyon, psikolojide birçok teoriyle açıklanmaya çalışılmıştır.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi: Abraham Maslow, insan motivasyonunun temelinde bir ihtiyaçlar hiyerarşisi olduğunu öne sürer. Bu hiyerarşi, fizyolojik ihtiyaçlardan (yemek, su, barınak) başlayarak, güvenlik, ait olma, sevgi, saygı ve nihayetinde kendini gerçekleştirme ihtiyacına kadar uzanır. Maslow’a göre, bir ihtiyaç karşılandığında, bir sonraki ihtiyaç motivasyon kaynağı haline gelir.

Deci ve Ryan’ın Kendi Kendini Belirleme Teorisi (Self-Determination Theory): Bu teori, içsel motivasyonun üç temel ihtiyaçla ilişkili olduğunu savunur: özerklik (kendi seçimlerini yapma hissi), yeterlilik (bir görevi başarıyla yerine getirme hissi) ve ilişkililik (başkalarıyla bağ kurma hissi). Bu ihtiyaçlar karşılandığında, bireyler daha motive ve mutlu hissederler.

Bandura’nın Öz-Yeterlilik Teorisi: Albert Bandura, öz-yeterlilik inancının (bir görevi başarabileceğine dair inanç) motivasyon üzerinde kritik bir rol oynadığını belirtir. Yüksek öz-yeterlilik, bireyleri zorlu görevlere karşı daha dirençli ve motive hale getirir.


Motivasyon üzerine yapılan araştırmalar, içsel ve dışsal motivasyonun farklı etkilerini ortaya koymuştur:

İçsel Motivasyonun Uzun Vadeli Etkisi: Deci ve Ryan’ın 2000 yılında yaptığı bir meta-analiz, içsel motivasyonun uzun vadede daha sürdürülebilir olduğunu göstermiştir. İçsel olarak motive olan bireyler, daha yaratıcı, dirençli ve mutlu hissetme eğilimindedir.

Dışsal Ödüllerin Sınırlılığı: 1971 yılında yapılan bir çalışmada, dışsal ödüllerin (para, övgü gibi) içsel motivasyonu azaltabileceği bulunmuştur. Özellikle, bir aktivite zaten içsel olarak motive ediciyse, dışsal ödüller kişinin o aktiviteye olan ilgisini azaltabilir. Bu fenomen “aşırı gerekçelendirme etkisi” olarak bilinir.

Öz-Yeterlilik ve Başarı: Bandura’nın 1997 yılında yaptığı bir araştırma, öz-yeterlilik inancının akademik ve mesleki başarıyı önemli ölçüde etkilediğini göstermiştir. Öz-yeterliliği yüksek olan öğrenciler, zorlu görevler karşısında daha az stres yaşar ve daha fazla çaba gösterir.


Motivasyonu Artırmak İçin Stratejiler

  1. Küçük Adımlarla Başlayın: Büyük hedefler bazen bunaltıcı olabilir. Küçük, ulaşılabilir adımlarla başlamak, motivasyonu artırabilir ve başarı hissini güçlendirebilir.
  2. İçsel Motivasyon Kaynaklarını Keşfedin: Bir aktiviteyi neden yaptığınızı sorgulayın. Eğer içsel bir neden bulabilirseniz, motivasyonunuz daha kalıcı olacaktır.
  3. Öz-Yeterliliğinizi Geliştirin: Kendinize güveninizi artırmak için geçmiş başarılarınızı hatırlayın ve olumlu içsel diyaloglar kurun.
  4. Destekleyici Bir Çevre Oluşturun: Ait olma hissi, motivasyonu artıran önemli bir faktördür. Hedeflerinizi paylaşabileceğiniz ve size destek olacak bir çevre edinin.
  5. Dengeli Ödüller Kullanın: Dışsal ödüller, içsel motivasyonu zayıflatmadan kullanıldığında etkili olabilir. Ödüllerinizi, kişisel gelişiminizi destekleyecek şekilde planlayın.

Motivasyon, hem içsel hem de dışsal dinamiklerin birleşimiyle şekillenen karmaşık bir süreçtir. İçsel motivasyon, uzun vadeli hedefler için daha sürdürülebilir bir kaynak sunarken, dışsal motivasyon kısa vadeli hedeflerde etkili olabilir. Kendinizi tanımak, ihtiyaçlarınızı keşfetmek ve doğru stratejileri uygulamak, motivasyonunuzu artırmanın anahtarıdır.

Unutmayın, motivasyon bir varış noktası değil, bir yolculuktur. Bu yolculukta kendinize şefkatle yaklaşın ve küçük adımların gücünü hafife almayın.


Daha derin bir içgörü için bir uzmanla çalışmanız her zaman faydalı olacaktır.






Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

OKUL SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Okul Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Veliler, okulun eğitim felsefesini ve uygulanan müfredatı incelemelidir. Okulun hedefleri, öğretim yöntemleri ve değerlere yaklaşımı, çocuğun gelişiminde büyük rol oynar. Montessori, Reggio Emilia veya geleneksel eğitim yaklaşımlarını göz önünde bulundurmak faydalı olacaktır.

Okulun fiziksel ortamı, çocukların öğrenme deneyimini etkiler. Sınıfların büyüklüğü, oyun alanları, kütüphane ve laboratuvar gibi olanaklar incelenmelidir. Güvenli ve ferah bir ortam, çocuğun okulda daha iyi hissetmesini sağlar.

Öğretmenlerin eğitim durumu, deneyimi ve pedagojik yeterlilikleri önemlidir. İyi bir öğretmen, sadece akademik başarı değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal gelişim için de destek olmalıdır. Sabırlı, empatik ve iletişim becerileri güçlü öğretmenler tercih edilmelidir.

Okulun velilerle olan iletişimi ve aile katılımı politikaları, çocuğun gelişimini destekler. Velilere düzenli bilgilendirme yapılması ve etkinliklere katılım teşvik edilmelidir.

Öğretmende Aranması Gereken Özellikler

Öğretmenin, öğrencilerle iyi bir iletişim kurabilmesi ve onların duygusal ihtiyaçlarını anlayabilmesi çok önemlidir.

Öğretmenin kendi branşında derinlemesine bilgi sahibi olması, öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumlu etkiler.

Öğretmenin, farklı öğrenme stillerine uygun yöntemler geliştirmesi ve gerektiğinde esnek olabilmesi gerekmektedir.

İyi bir öğretmen, mesleki gelişime önem verir, güncel eğitim teknikleri ve pedagojik yöntemleri takip eder.

Çocuğun Okulu Sevip Sevmediğini Anlama

Çocuğun okula gitme isteği, sabahları okula hazırlanma süreci ve okuldan döndüğünde gösterdiği ruh hali, okul sevme veya sevmeme konusunda önemli ipuçları verir.

Çocuğun okulda neler yaptığını, arkadaşlarıyla ilişkilerini ve öğretmenleri hakkında nasıl konuştuğunu dinlemek önemlidir. Olumlu anlatımlar, okulda iyi hissettiğinin göstergesidir.

Çocuğun derslere olan ilgisi, sınıf içindeki katılımı ve ev ödevlerine yaklaşımı, okuldan aldığı faydayı anlamak için değerlendirilebilir.

Çocuğun okul ile ilgili kaygı, stres veya korku gibi duygusal belirtiler göstermesi, okul deneyiminin olumsuz olduğunu gösterir. Bu durumlarda, okul ile iletişim kurmak ve destek aramak önemlidir.

Okul seçimi, çocuğun gelişimi üzerinde uzun vadeli etkileri olan önemli bir karardır. Velilerin, çocuklarının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak bilinçli bir seçim yapmaları, çocuklarının akademik ve sosyal gelişimlerini olumlu yönde etkileyecektir. Unutulmamalıdır ki, her çocuğun farklı ihtiyaçları ve öğrenme stilleri vardır; bu nedenle, bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır.

Anaokulu seçerken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

Anaokulunun benimsediği eğitim yaklaşımını (Montessori, Reggio Emilia, geleneksel vb.) araştırmak, çocuğunuzun öğrenme tarzına uygun bir ortam bulmanıza yardımcı olur.

Okulun fiziksel koşulları, güvenliği ve hijyen standartları önemlidir. Sınıfların büyüklüğü, oyun alanları, tuvaletler ve genel temizlik durumu göz önünde bulundurulmalıdır.

Öğretmenlerin eğitim durumu, deneyimi ve çocuk gelişimi konusunda bilgileri önemlidir. İyi bir öğretmen, çocuklara sadece akademik değil, duygusal ve sosyal destek de sağlar.

Yaratıcı ve etkileşimli öğretim yöntemleri, çocukların öğrenme motivasyonunu artırır. Oyun temelli öğrenme gibi yöntemlerin kullanılıp kullanılmadığını kontrol edin.

Okulun velilerle olan iletişimi ve etkinliklere katılım konusunda sağladığı imkanlar önemlidir. Düzenli bilgilendirme ve geri bildirim mekanizmaları arayın.

Arkadaşlık ilişkileri ve sosyal etkileşimlerin teşvik edildiği bir ortam, çocukların gelişimi için kritik öneme sahiptir. Diğer ailelerle iletişim kurmak, okulun sosyal atmosferi hakkında bilgi verebilir.

Ders programı, sanat, müzik, spor gibi ek aktiviteleri kapsayıp kapsamadığına bakılmalıdır. Çocukların farklı alanlarda keşfetmesine olanak tanıyan bir program tercih edilmelidir.

Okulun güvenlik politikaları, acil durum planları ve genel güvenlik önlemleri gözden geçirilmelidir. Çocukların güvenliği her zaman öncelikli olmalıdır.

Okulun ücretleri ve ek maliyetler hakkında bilgi edinmek, bütçenizi planlamanızı kolaylaştırır. Kalite ve maliyet dengesine dikkat edin.

Okulu tercih eden diğer velilerin deneyimlerini dinlemek, okul hakkında daha fazla bilgi edinmenize yardımcı olabilir. Güçlü bir topluluk, okul deneyimini olumlu etkileyebilir.

İlkokul ve ortaokul seçerken dikkate almanız gereken önemli noktalar:

Özellikle STEM, sanat veya yabancı dil gibi alanlardaki önceliklerinizi değerlendirin.

Okulun sunduğu kulüpler, spor takımları, sanat ve bilim projeleri gibi ek aktiviteler, öğrencilerin farklı alanlarda yeteneklerini geliştirmesine olanak tanır.

Okulun akademik başarıları, mezunlarının aldığı ileri eğitim fırsatları ve liseye geçişteki başarı oranları incelenmelidir.

Okulun konumu, ulaşım kolaylığı ve güvenliği, günlük yaşamı etkileyebilir. Özellikle çocukların okula nasıl gidip geleceği dikkate alınmalıdır.

Lise seçerken dikkat etmeniz gerekenler

Okulun eğitim yaklaşımını (geleneksel, fen bilimleri, sosyal bilimler, sanat vb.) ve sunulan programları inceleyin. Çocuğunuzun ilgi alanlarıyla uyumlu bir okul seçmek önemlidir.

Okulun akademik başarıları, mezunlarının hangi üniversitelere gittiği ve genel olarak yüksek öğrenim için sağladığı fırsatlar değerlendirilmeli.

Sınıfların, laboratuvarların, kütüphanelerin, spor alanlarının ve diğer sosyal olanakların kalitesi incelenmelidir. İyi bir fiziksel ortam, öğrenme sürecini destekler

Üniversite seçerken

İlgilendiğiniz alanda sunulan programlar ve bölümler hakkında bilgi edinmek önemlidir. Eğitim kalitesi, müfredat içeriği ve derslerin içeriği araştırılmalıdır.

Üniversitenin genel akademik başarısı, mezunlarının kariyer başarıları ve üniversitenin sektördeki itibarı göz önünde bulundurulmalıdır. Sıralamalar ve akreditasyonlar da önemli faktörlerdir.

Bölümdeki öğretim üyelerinin deneyimleri, uzmanlık alanları ve araştırma faaliyetleri, öğrencilerin eğitim kalitesini etkiler. İyi bir öğretim kadrosu, öğrencilere mentorluk yapabilir.

Kariyer danışmanlığı, akademik destek, danışmanlık ve psikolojik destek gibi öğrenci hizmetlerinin varlığı, öğrencilerin üniversite hayatında daha iyi bir deneyim yaşamasına yardımcı olur.

Üniversitenin sosyal atmosferi, öğrenci kulüpleri ve sosyal etkinlikler, sosyal becerilerin gelişimi ve arkadaşlık ilişkileri için önemlidir. Öğrencilerin sosyal hayatına katılımı teşvik eden bir ortam arayın.

Üniversitenin bulunduğu şehir veya bölge, yaşam maliyetleri, ulaşım imkanları ve yaşam kalitesi açısından değerlendirilmelidir. Yerleşke içinde ve dışında ulaşımın kolay olması önemlidir.

Ücretler, burs olanakları, yaşam masrafları ve finansal destek imkanları hakkında bilgi edinmek, bütçenizi planlamanıza yardımcı olur. Burs veya kredi seçeneklerini de araştırın.

Üniversitenin mezunlarıyla kurulan ağlar ve iş bulma oranları, mezuniyet sonrası kariyer fırsatları açısından önemlidir. Mezunlar derneği gibi yapılar, bağlantılar kurmanıza yardımcı olabilir.

Kendi akademik ve kariyer hedeflerinizi, değerlerinizi ve yaşam tarzınızı göz önünde bulundurarak bir üniversite seçmek, daha tatmin edici bir deneyim sağlar.













Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

OKUL KAYGISI

Okulun ilk günü çocukların duygusal tepkiler göstermeleri oldukça yaygın bir durumdur. Bu tepkilerin nedenleri farklı olabilir ve ebeveynlerin bu konuda nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair bilinçli olmaları önemlidir.

Bazı Çocukların Okulun İlk Gününde Ağlamaları Olası ve Ağlamamak Kadar Normal

Okula gitmek, çocuklar için ayrılmak anlamına gelir ve bu ayrılık kaygısı yaratabilir. Anne ve babalarından ayrılmaktan endişe duyan çocuklar, bu kaygılarını gözyaşlarıyla ifade edebilirler.

Okula yeni başlayan çocuklar için okulun fiziksel ortamı, öğretmenleri ve arkadaşlarıyla tanışmak yeni ve korkutucu olabilir. Bu da endişe ve hüzün yaratabilir.

Bazı çocuklar sosyal durumlarda daha fazla kaygı yaşayabilirler. Okulun ilk günü, yeni insanlarla tanışma ve tanınmadık yüzlerden oluşan bir grup içinde olma durumu, bu çocuklarda ağlamalara yol açabilir.

Öğrenciler için öğretmenin ilgisi ve tutumu çok önemlidir. Eğer bir çocuk öğretmenden olumsuz bir tepki veya ilgisizlik hissederse, bu da ağlamalara neden olabilir.

Daha önceki olumsuz okul deneyimleri veya ayrılık kaygısı yaşamış çocuklar, yeni bir okula başlama durumunda daha hassas olabilirler.

Ebeveynlerin Yaklaşımı Ne Olmalı?

Destek ve Anlayış
Ebeveynler çocuklarının duygusal tepkilerini anlamalı ve desteklemelidirler. Çocuğunuzun bu dönemde daha fazla sevgi ve güvenceye ihtiyacı olabilir.

Hazırlık Süreci
Okula başlamadan önce çocuğunuzu hazırlamak önemlidir. Okulu ziyaret etmek, öğretmeni ve sınıf arkadaşları hakkında bilgi vermek çocuğun daha rahat hissetmesini sağlayabilir.

Güven Vermek
Çocuğunuza, okula gitmenin birçok çocuk için normal bir deneyim olduğunu ve kendisinin de bu deneyimi başarılı bir şekilde atlatabileceğini anlatmak önemlidir.

Olumlu Bir Ortam Yaratmak
Çocuğunuzun okulu olumlu bir şekilde algılamasına yardımcı olun. Okulu, yeni arkadaşlar edinme ve yeni şeyler öğrenme fırsatı olarak tanıtın.

Sabır Göstermek
Ebeveynler, çocuklarının duygusal tepkilerine sabırla yaklaşmalılar. İlk gün ağladıklarında onları teselli etmek ve desteklemek önemlidir.

Kaygı Yaşar İse O An Söylenebilecekler

Okulun güvenli bir yer olduğunu ve öğretmenlerin / diğer yetişkinlerin ona iyi bakacaklarını söyleyebilirsiniz

Çocuğunuzun duygusal tepkilerini anlayışla karşılayın ve onun duygusal deneyimlerini geçerli kabul edin. Ona hissettiği duyguları ifade etme ve paylaşma fırsatı verin.

Okula başlamayı heyecan verici bir macera olarak sunun. Yeni arkadaşlar edinme, yeni şeyler öğrenme ve eğlenme fırsatlarından bahsedin.

Okulun kapısında veya sınıfın kapısında onunla vedalaşırken pozitif ve neşeli bir şekilde davranın. “Okulda harika zaman geçireceksin ve ben senin dönüşünü sabırsızlıkla bekliyor olacağım” gibi olumlu mesajlar verin.

Çocuğunuzun okul hakkında sorular sormasına ve düşüncelerini paylaşmasına fırsat verin. “Okul senin için nasıldı?” veya “Bugün neler öğrendin, seni şaşırtan bilgiler oldu mu?” gibi sorularla onun deneyimini anlamaya çalışın.

Günlük bir rutin oluşturarak çocuğunuza okula gitme sürecini daha öngörülebilir hale getirin. Sabahları aynı sırayla giyinmek, kahvaltı yapmak ve okula gitmek gibi bir rutin oluşturmak çocuğunuzun kendini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir.

Çocuğunuz anaokuluna başlıyor ise ona bir rahatlatıcı nesne vermek, örneğin sevdiği bir oyuncak veya bir mendil, onun okula gitme sürecini daha kolay atlatmasına yardımcı olabilir.

Eğer çocuğunuz ağlıyorsa, onunla duygusal bir şekilde iletişim kurun. “Üzgün olduğunu anlıyorum, ben de bazen bilmediğim şeylerde kaygılanırım ama sonra zamanla alıştığımı fark ederim, her şey zamanla yoluna girer” gibi cümlelerle ona destek olun.

Okulda ne yapacakları hakkında çocuğunuza bilgi verin. Hangi aktivitelerin onu beklediğini açıklamak, okula gitmeyi daha çekici hale getirebilir.

Okulun ilk gününden sonra çocuğunuzun deneyimini sık sık ama boğmadan konuşun. Onun duygusal ve sosyal gelişimini desteklemek için açık bir iletişim sürdürün.

Unutmayın ki her çocuk farklıdır ve ona özgü bazı reaksiyonlar geçici de olabilir. Eğer çocuğunuzun bu tepkileri uzun süre devam ederse veya daha ciddi sorunlar yaşarsa, bir uzmana başvurmak önemlidir. Çocuğunuzun okula uyum sağlaması ve duygusal olarak rahat hissetmesi için zaman ve destek gerekebilir.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

ÇOCUĞU ZORBALIĞA UĞRAYAN AİLELER İÇİN KILAVUZ

Zorbalık, bir bireyin diğerine sürekli ve kasıtlı olarak zarar vermesi veya rahatsızlık vermesi durumudur. Bu, fiziksel, sözel, sosyal veya siber zorbalık şeklinde gerçekleşebilir. Zorbalığa uğrayan çocuklar üzerinde bu durumun ciddi etkileri olabilir: düşük özgüven, akademik başarısızlık, kaygı, depresyon ve hatta intihar düşünceleri. Ailelerin bu süreçte dikkatli olması ve çocuğun yaşadığı sıkıntıları ciddiye alması son derece önemlidir.

Aile ile Sağlıklı İletişimin İleriki Yıllarda Faydası

Aile içi sağlıklı iletişim, çocuğun kendini güvende hissetmesine ve duygusal olarak desteklenmesine olanak tanır. Araştırmalar, çocukluk döneminde aile ile güçlü iletişim kurabilen bireylerin, ileriki yaşantılarında daha sağlıklı sosyal ilişkiler kurduklarını ve zorluklarla başa çıkmada daha başarılı olduklarını göstermektedir. Çocuğunuzun duygularını ve düşüncelerini paylaşabileceği bir ortam sağlamak, onun zorbalık gibi zorlu durumlarla başa çıkmasına yardımcı olabilir.

Çocuğunuzla çocukluk döneminden itibaren açık ve dürüst bir iletişim kurmak, onunla güçlü bir bağ oluşturmanızı sağlar. Bu bağ, çocuğunuzun duygusal gelişimi için bir temel oluşturur. Çocuğunuz, yaşadığı olumsuz deneyimleri sizinle paylaşabileceğini bilirse, bu durum onun zorbalık gibi travmatik deneyimlerle daha kolay başa çıkmasına yardımcı olur. Ayrıca, bu tür bir iletişim, çocuğunuzun ileriki yaşamında da size güvenmesini ve sizden destek almasını sağlar.

Tehlikeli Arkadaşlıklar: Nasıl Tanır ve Önlem Alırsınız?

Bazı arkadaşlıklar çocuğunuz için zararlı olabilir. Tehlikeli arkadaşlıklar, çocuğunuzu zorbalığa sürükleyebilir veya onun sağlığına, güvenliğine zarar verebilir. Bu tür ilişkileri tanımlamak için dikkat etmeniz gereken bazı işaretler vardır: çocuğunuzun kendine olan güveninde ani bir düşüş, okul başarısında belirgin bir azalma, agresif davranışlar sergileme veya evde huzursuzluk. Çocuğunuzun arkadaş çevresini tanımak ve gerektiğinde onunla bu konular hakkında açık bir şekilde konuşmak önemlidir.

Çocuğum Zarar Görür Endişesindeyim, Ne Yapabilirim?

Eğer çocuğunuzun zorbalığa uğradığından endişe ediyorsanız, ilk adım onunla konuşmak ve durumu anlamaktır. Ona ne yaşadığını, nasıl hissettiğini sorun ve bu konuda yalnız olmadığını hissettirin. Ayrıca, okul yönetimi ve öğretmenleri ile iletişime geçerek durumu onlarla paylaşın. Çocuğunuzu desteklemek ve onu korumak için gereken adımları atın. Gerekirse, bir uzmandan (psikolog veya rehberlik) yardım alarak çocuğunuzun bu süreçten en az zararla çıkmasına yardımcı olabilirsiniz.

Çocuklar zorbalığa uğradıklarında, onlarla konuşurken doğru yaklaşım çok önemlidir.

Zorbalığa uğrayan bir çocuğun ebeveyni olarak, onunla konuşmak için doğru kelimeleri bulmak bazen zor olabilir. Ancak, bu konuşma, çocuğunuzun kendini güvende hissetmesi ve zorbalıkla başa çıkabilmesi için çok önemli.

Ona Güvende Olduğunu Hissettirin
Başlamak için, çocuğunuza onun yanında olduğunuzu ve ne olursa olsun ona destek vereceğinizi hissettirin. Şöyle diyebilirsiniz:

“Bana her şeyi anlatabilirsin. Senin yanındayım ve ne olursa olsun birlikte bir çözüm bulacağız.”

Açık Uçlu Sorular Sorun
Çocuğunuzun yaşadıklarını anlatabilmesi için ona yönlendirmeden sorular sormak iyi bir başlangıç olabilir. Örneğin:

“Bugün okulda neler oldu?” ya da “Son zamanlarda seni üzen bir şey var mı?” gibi sorularla onun anlatmasına yardımcı olabilirsiniz.

Duygularını Anladığınızı Gösterin
Çocuğunuz size zorbalığa uğradığını anlattığında, duygularını anladığınızı ve ona destek olduğunuzu göstermek çok önemlidir. Şöyle diyebilirsiniz:

“Bu yaşadıkların gerçekten zor olmalı. Kendini nasıl hissediyorsun?”

Yargılamadan Dinleyin
Çocuğunuz konuşurken onu yargılamadan, dikkatlice dinleyin. Ona, söylediklerinin önemli olduğunu hissettirin:

“Bu söylediklerin çok önemli. Senin ne hissettiğini anlamak istiyorum.”

Birlikte Çözüm Bulun
Çocuğunuzun sorunla başa çıkabilmesi için birlikte bir çözüm bulmak, ona güç kazandıracaktır. Ona şöyle diyebilirsiniz:

“Bu durumda ne yapabileceğimizi birlikte düşünebiliriz. Senin için en iyi ne olur, sence ne yapabiliriz?”

Çocuğunuza zorbalığa karşı nasıl tepki verebileceğini öğretmek de önemli. Şöyle söyleyebilirsiniz:

“Eğer biri seni rahatsız ederse, ona güvenli bir şekilde ‘dur’ diyebilirsin. Ya da hemen bir yetişkine gidip durumu anlatabilirsin.”

Bu konuşmayı yaparken en önemli şey, çocuğunuza onu dinlediğinizi ve ne olursa olsun onun yanında olduğunuzu hissettirmektir. Zorbalıkla başa çıkarken, ona destek vermeniz, onun bu süreci daha kolay atlatmasına yardımcı olacaktır.










Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

ZORBALIĞA UĞRUYORUM

Zorbalık, bir kişinin kasıtlı olarak bir başkasına fiziksel veya duygusal zarar verme girişimidir. Zorbalık, farklı biçimlerde ortaya çıkabilen bir davranıştır. Zorbalık türleri arasında çeşitli benzerlikler olabilir ve bir kişi birden fazla türde zorbalığa maruz kalabilir. Ayrıca, zorbalık genellikle bir güç dengesi sorununu yansıtır ve kurbanın savunmasız olduğu durumları içerebilir; bu nedenle müdahale edilmesi önemlidir.

Fiziksel Zorbalık
Şiddet içeren fiziksel temas veya saldırılar.
Vurma, itme, tekmeleme gibi davranışlar.

Sözlü Zorbalık
Sözcükler veya dil kullanarak kişiyi aşağılama, küçümseme veya incitme.
Hakaret etme, alay etme, tehdit etme.

Duygusal Zorbalık
Kişinin duygusal refahını kasıtlı olarak etkileyen davranışlar.
Manipülasyon, duygusal şantaj, sürekli eleştiriler.

Sosyal Zorbalık
Bireyi toplum içinde dışlama veya itibarını zedeleme.
Dedikodu yayma, arkadaşlarından soyutlama.

Cinsel Zorbalık
Cinsel içerikli taciz veya saldırı.
Cinsel dokunma, cinsel sözlü taciz, cinsel şantaj.

Siber Zorbalık
Dijital platformlarda gerçekleşen zorbalık.
Saldırgan mesajlar, çevrimiçi tehditler, hakaret içeren paylaşımlar.

Irkçı veya Etnik Zorbalık
Kişinin ırk veya etnik kökenine dayalı saldırgan davranışlar.
Ayrımcı dil kullanma, etnik köken üzerinden hakaret etme.

Dini Zorbalık
Kişinin dini inançlarına yönelik saldırgan davranışlar.
Dinî aşağılama, dini inançlara hakaret etme.

Homofobik veya Transfobik Zorbalık
Cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temelli saldırganlık.
Homofobik söylemler, LGBTQ+ bireylere yönelik ayrımcılık.

Akademik Zorbalık
Eğitim veya iş ortamlarında gerçekleşen zorbalık türü.
Sözlü aşağılama, başkalarını küçümseme, başarılarına sürekli olarak engel olma.

Okulda zorbalık, genellikle bir veya daha fazla öğrencinin diğer bir öğrenciye karşı sistematik olarak kötü davranışlar sergilemesiyle tanımlanır. Bu kötü davranışlar şunları içerebilir: hakaret etme, tehdit etme, dışlama, fiziksel saldırı ve internet üzerinden siber zorbalık.

Okulda zorbalığa uğramak, hem duygusal hem de fiziksel sağlığınıza zarar verebilecek ciddi bir sorundur. Zorbalık, uzun vadeli etkileri olan bir travma türü olabilir ve bu nedenle bu konuda ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.

Zorbalığa uğramak, birçok olumsuz etkiye neden olabilir:

Duygusal Sorunlar: Zorbalık mağdurları genellikle düşük öz saygı, depresyon, anksiyete ve intihar düşünceleri gibi duygusal sorunlar yaşayabilirler.

Akademik Başarısızlık: Zorbalık, öğrencilerin okulda başarısız olmalarına neden olabilir. Mağdurlar, okula gitmekten kaçınabilirler veya okulda konsantre olmakta zorlanabilirler.

Sosyal İzolasyon: Zorbalık mağdurları sıklıkla diğer öğrencilerden izole edilirler ve arkadaşlık ilişkileri zarar görür. Kendilerini dışlanmış hissedebilirler.

Fiziksel Sağlık Sorunları: Stres ve anksiyete, fiziksel sağlık sorunlarına yol açabilir. Baş ağrıları, mide rahatsızlıkları ve uyku sorunları gibi fiziksel bulgular ortaya çıkabilir.

Zorbalığa uğruyorsanız veya biri bu durumla karşı karşıyaysa, aşağıdaki adımları düşünmeli ve uygulamalısınız:

Zorbalığa uğramak, duygusal ve fiziksel sağlığı olumsuz etkileyen ciddi bir durumdur. Bu zorlayıcı durumu ele almak ve korunmak için aşağıdaki adımları düşünmek ve uygulamak önemlidir

Zorbalığa uğradığınızı fark etmek ve durumu tanımlamak ilk adımdır. Zorbalık genellikle açık ve belirgin olmayabilir. Ancak, sürekli olarak kötü muamele gördüğünüzü hissediyorsanız, durumu kabul etmek önemlidir. Bu gerçeği kabullenmek, etkileşimleri değerlendirme ve çözüm arama sürecine geçiş yapmanıza yardımcı olabilir.

Zorbalıkla başa çıkmak için yalnız olmamanız önemlidir. Aile üyeleri, arkadaşlar, öğretmenler veya bir danışman gibi güvendiğiniz kişilere durumu anlatın. Destek, duygusal yükü hafifletebilir ve çözüm yolları bulmanıza yardımcı olabilir.

Zorbalık, mağdurların kendi değerlerini sorgulamasına neden olabilir. İçselleştirilmiş inançları incelemek ve olumsuz düşünce kalıplarını tanımlamak, olumlu bir benlik algısı oluşturmada yardımcı olabilir.

Kendinizi güvende hissetmediğiniz bir ortamda, zorbalığa karşı koymak zor olabilir. Güvende hissettiğiniz bir yer bulun. Aile üyeleri, güvendiğiniz arkadaşlar veya destek grupları gibi güçlü bir sosyal destek ağı oluşturmak, duygusal dayanıklılığı artırabilir ve izolasyonun etkilerini azaltabilir.

Zorbalık durumlarını yazılı veya diğer şekillerde belgeleyin. Bu, durumu başkalarına anlatmak veya gerekirse hukuki adımlar atmaktan önce önemli kanıtlar sağlar. Eğer zorbalık bir okul veya iş ortamında gerçekleşiyorsa, durumu ilgili yetkililere bildirin. Okul müdürü, öğretmenler veya işyeri yönetimi gibi kişilere başvurarak durumu çözme sürecini başlatın. Zorbalığı okul yetkililerine veya ailenize bildirin. Zorbalıkla başa çıkmak için yetişkin desteği önemlidir. Bir ruh sağlığı uzmanından destek almak yardımcı olabilir. Güvendiğiniz arkadaşlarınızla ve öğretmenleriniz ile konuşabilir, okulda zorbalığı durdurmayı hedefleyen programlar ve eğitimlerin yaygınlaştırılmasını talep edebilirsiniz. Okul yetkilileri bu tür programlara katılmaları için teşvik edilmelidir. Eğer durum ciddi ise ve kişisel güvenliğiniz tehdit altındaysa, hukuki yardım almayı düşünün. Polise başvurmak veya bir avukattan destek almak, hukuki haklarınızı korumanıza yardımcı olabilir.

Sınırlarınızı belirlemek ve korumak, kişisel gücünüzü artırabilir. Zorbalıkla başa çıkmak için profesyonel yardım almayı düşünün. Bir terapist, duygusal olarak destek sağlayabilir ve başa çıkma stratejileri konusunda rehberlik edebilir. Duygusal düzenleme becerilerini güçlendirmek, zorbalıkla başa çıkmada önemlidir. Olumsuz duyguları tanıma, ifade etme ve uygun şekilde ele alma becerilerini geliştirmek, duygusal iyilik halini destekleyebilir.

Zorbalıkla başa çıkmak karmaşık bir süreç olabilir, bu nedenle destek almak ve önemsiz görünen sağlıklı adımları bile atmak önemlidir. Unutmayın ki, her birey hak ettiği saygı ve güvenliği sağlamak için çaba göstermelidir. Zorbalıkla başa çıkarken, kendinize iyi bakım yapmayı unutmayın. Düzenli olarak dinlenmek, spor yapmak ve hobilerle uğraşmak, duygusal sağlığınızı destekleyebilir. Zorbalıkla mücadele ederken, içsel gücünüzü hatırlayın ve kendinize güveninizi artırın; kendi kendinize olumlu mesajlar vermek, zor zamanlarda güç bulmanıza yardımcı olabilir.

Siber Zorbalık Nedir?

Siber zorbalık, dijital ortamda gerçekleşen kasıtlı saldırgan davranışları tanımlar. Bu davranışlar genellikle kişinin itibarını zedelemek, duygusal acı çektirmek veya birine zarar vermek amacını taşır.

Hakaret, tehdit veya iftira içeren mesajlar veya paylaşımlar. Sosyal medya platformlarında saldırgan yorumlar yapma, aşağılama veya kişisel bilgileri yayma. Bir kişiyi sürekli olarak dijital ortamda takip etme ve rahatsız etme. Kişisel bilgilerin izinsiz paylaşılması veya sızdırılması. Kişinin güvenliği üzerine tehdit içeren elektronik mesajlar.

Siber zorbalık da çağımızda maalesef ki oldukça yaygın, kişisel bilgilerinizi paylaşmaktan kaçının ve siber zorbalığa uğrarsanız bunu yetkililere bildirin.

  • Saldırgan e-postalar, mesajlar veya sosyal medya iletişimi alıyorsanız.
  • İtibarınızın çevrimiçi ortamda hedef alındığını fark ediyorsanız.
  • Sizi izleyen, takip eden veya sürekli olarak sosyal medya aktivitelerinizi gözleyen birinin varlığını fark ediyorsanız.
  • Kişisel bilgilerinizin izinsiz olarak paylaşıldığını veya ele geçirildiğini fark ediyorsanız.

Ciddi zorbalık durumlarında yasal adımlar atılabilir. Bir avukat, bu süreçte size yardımcı olabilir.

Unutmayın ki zorbalık bir suçtur, bu nedenle sessiz kalmamalısınız; duygusal ve fiziksel sağlığınız için yardım arayışında bulunmaktan çekinmeyin.











Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan