PAMUK NEDEN PRENS DEĞİL?

Disney animasyonlarında, erkekler kahraman olarak ve erkeklikleriyle gösterilirken kadını tasvir eden de basmakalıp bir prenses türü vardır. Bu gösterimler çocukların kadınların zayıf olduğunu düşünmelerine neden olabilir. Küçük kızlar ve erkekler bu masallara göre yaşarlar. Kızlar bu animasyonlarda hayatlarını prensesler gibi yaşamaya çalışırlar. Ancak bu masallarda kadınların pasif olduklarının ve bir prensin kurtarılmasını beklediklerinin farkında değillerdir.

Örneğin, Pamuk Prenses ve Uyuyan Güzel’de, Pamuk Prenses yedi cücenin onlarla kalmasına izin vermesi için kabini temizlemelidir. Bu durumda kadınlar ev işlerinden-temizlikten sorumlu olarak gösterilmektedir.

Uyuyan Güzel’de Aurora, “Kalbim şarkı söylemeye devam ederse / Şarkım kanatlanmaya devam edecek mi / Beni bulacak birine” derken bir gün büyüleyici prensiyle tanışacağına dair hayaller kuruyor.

Küçük Deniz Kızı’nda, Ariel ilk önce babasına karşı çıkan asi bir genç olarak sunuluyor, ancak Ursula’ya, bacakları için sesini veriyor. Kadınların bir koca bulmaları için duyulmasının gerekmediği, sadece görülmesinin yeteceği gibi bir mesaj olarak yorumlanabilir.

Güzel ve Çirkin’de Belle romantik bir ilişki aramıyor, ancak babası onun yakışıklı ve güçlü bir adam olan Gaston ile birlikte olmasını istiyor.

Hepimizin severek izlediği ve okuduğu, The Disney Company, kadın-erkek ilişkileri ile ilgili ilk bakışta fark edemediğimiz derin mesajlar veriyor ve bu mesajlar kalıp fikirlerin oluşmasında maalesef ki etkili oluyor.









Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

‘ÇİKOLATA YEMELİSİN’

Çikolata gerçekten de sandığımız kadar sağlıksız bir besin mi?

Harvard’lı bilim insanları, ‘Çikolatanın kalp sağlığı üzerindeki etkilerini’ konu alan ve 13 yıl süren bir araştırmayı tamamladılar. Araştırma sonucunda, “Kadınlar haftada 1 defa 30 gram çikolata yemeli” uyarısında bulundular. 

Bilim insanları, yapılan araştırmada, kadınlar ve erkekler için optimal çikolata tüketiminde farklılık olması gerektiği belirlendi. 

  • Kadınlar haftada 1 kez 30 gram çikolata tüketmeliymiş, bu sayede bireyde düzensiz kalp atışı görülme riskinin yüzde 21 oranında azaldığı saptanmış. 
  • Erkeklerde ise durum daha rahat, haftada 2 ilâ 6 kez aynı miktarda çikolata yemelerinin, bireyde düzensiz kalp atışı görülme riskini yüzde 23 oranında azalttığı saptanmış. 

Uzmanlar yaptıkları araştırmalar sonucu, özellikle bitter çikolata tüketilmesinin koruyucu etkisinin daha yüksek olduğunu vurguluyorlar. 

Acil çikolata yemeliyim…

Çikolata krizine girdiğinizde, vücudunuzun istediği şey aslında çikolata değil de kakao olabilir. 

Kakao, çikolatanın içinde bulundurduğu yağlar ve şekerlerden dolayı sağlıksız olmasının aksine, birçok faydası bulunan sağlıklı bir besindir. 

Sütlü çikolata, beyaz çikolata ve krem çikolata tüketmekten uzak durmalı, mümkün olduğunca saf olan ve en az %70 oranında kakao içeren çikolataları ya da toz kakaoyu tercih etmelisiniz. 

Kakao mutluluk taşıyor…

Kakao, mutluluğa neden olan serotonin hormonu üretimini arttıran bir aminoasit olan triptofanı içerir. Kakao içerdiği triptofanı sayesinde, anksiyete, sinirlilik ve depresyon gibi sorunların üstesinden gelmenizde, size iyi gelecektir. Bu gibi durumlarda çikolata yemeniz, size faydalı olmuş olacaktır. 

Stresle başa çıkabilmenizi sağlar…

Kakao, yeşil çaydan bile daha fazla antioksidan içerir. Bu antioksidanlar stres seviyenizi azaltır, yaşlanmanızı geciktirir, kalp-damar hastalıklarına ve kansere yakalanmanızı önler.

Kakao kemiklerinizi ve dişlerinizi kuvvetlendirir…

Şeker içermeyen kakao, içerdiği kalsiyum ile kemiklerinizi ve dişlerinizi kuvvetlendirir. Beyaz şeker vücutta kalsiyum sindirimini zorlaştıracağı için şekersiz olanı tercih etmelisiniz. 

Kendinizi daha aktif ve enerjik hissedersiniz…

Kendinizi yorgun veya stresli hissettiğinizde yeterli miktarda kakao tüketmeniz, size ihtiyacınız olan enerjiyi sağlayacaktır.

Kakao rahatlamanıza yardımcı olur…

Kakao, magnezyum minerali açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün bir miktar kakao tüketmeniz, sinir sisteminizi ve kaslarınızı besleyen bu minerali almanızı sağlar.  

Bağışıklık sisteminizi güçlendirir…

Kakao, C vitamini de içerir. Bu vitamin, bağışıklık sisteminizi güçlendirip sizi pek çok hastalığa karşı koruyacak ve ayrıca cildinizi de besleyecektir.  Üşüdüğünüzde veya soğuk algınlığınız olduğunda bir bardak sıcak çikolata içmeniz size iyi gelecektir. 




Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

MİSOFONYA

Başkalarının dikkatini bile çekmeyen sesler, sizi aşırı derecede rahatsız ediyorsa ve hemen orayı terk etmek istiyorsanız bu Misofonya olabilir. 

Mesela sinemadayken tanımadığınız birinin mısır yerken çıkardığı sese tahammül edemediğiniz oldu mu? 

Bireyin seslere seçici olarak duyarlılık sendromu olarak adlandırılabileceğimiz bu hastalığın ismi, aşırı derecede iğrenme anlamına gelen Yunanca ‘Miso’ kelimesi ile, ses anlamınna gelen ‘Phonia’ kelimelerinin birleşmesi ile oluşuyor.

Misofonya, özellikle diğer insanların çıkardığı seslerden aşırı düzeyde bir rahatsızlık hissetmek olarak tanımlanır.

Bireyi nasıl etkiliyor?

Olağan seslerden aşırı derecede rahatsız olmak, iğrenmek, tiksinmek, endişelenmek ve kaçınma şeklinde davranışsal tepkiler verilmesi Misofonya olan bireylerde gözlemlenmektedir.

Başkalarına sıradan gelen seslerden rahatsız olan kişiler, çoğu zaman bu tür seslerin olduğu ortamlara girmiyor, girmek zorunda kaldıklarında da kaçmanın yollarını arıyorlar. Misofonya olan bireyler, hassasiyet yaratan seslerle karşılaştıklarında öfke patlamaları yaşayabiliyor, tepkiler verebiliyorlar.

Neden oluyor?

Misofonyanın nedeni, günümüzde tam olarak bilinmiyor ve bu durumun nedenini açıklamak için ortaya atılan birçok hipotez var. 

Bazı araştırmacılar, duygusal beyin olarak bilinen Limbik Sistem ile İşitme Merkezi arasındaki anormal aktivitenin bu rahatsızlığa neden olduğunu düşünüyorlar. 

Yakın zamanda yapılan bir araştırmada, beyin aktivitesinin ölçülmesinde kullanılan bir yöntem olan Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) yöntemi ile Misofonya sorunu olan kişiler ve Misofonya şikâyeti olmayan kişiler kontrol grubu olarak karşılaştırıldı. Araştırmadaki katılımcılara, yemek yerken, nefes alıp verirken çıkan sesler, yağmur sesi gibi olağan sesler dinletildikten sonra bebek ağlaması ve çığlık gibi insanların çoğunluğunu rahatsız eden sesler dinletildi.

Araştırma sonucunda, Misofonya sorunu olan kişilerin beyinlerindeki duygusal farkındalık ve bilinçli kontrol gerektiren davranışlarda önemli düzenleme rolü olan Anterior Insular Korteks (AIC) bölümünün, kontrol grubuna göre daha aktif olduğu gözlemlendi. AIC’nin beyindeki diğer duygu düzenleme merkezleriyle olan bağlantısının da normalden daha fazla olduğu gözlemlendi. Ayrıca sese karşı hassasiyetin şiddeti arttıkça, bu bağlantılarda da artış olduğu not edildi.

Misofonya tedavi edilebilir mi?

Dönemimizde Misofonya sorunun çözümlenmesi için kanıtlanmış bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Ancak, hastalığın nedeni daha iyi anlaşıldığında tedavi yöntemlerinin de bulunacağı düşünülmekte. 






Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan

ÇİÇEKLERİN ÜZERİMİZDEKİ ETKİLERİ

Mis gibi kokan çiçekler hepimizin mevsim geçişlerinde ilk dikkatini şey olur. Peki güzelliklerinin, kokularının bizi büyülemesinin bilimsel kanıtları var mı?

Amerika Birleşik Devletleri’nin New Jersey eyaletinde bulunan Rutgers Üniversitesi’nde yapılan araştırma, kendisine çiçek gönderilen kişilerin uzun süreli pozitif duygular hissettiklerini ortaya koymuş. 

Bu bilimsel araştırma, çiçeklerin yarattığı bir güç olduğunu ve bu gücü kullanarak çeşitli duygu hallerinin oluştuğunu işaret ediyor.  En önemli etkenlerin de çiçeklerin renkleri ve kokusu olduğu belirtiliyor. 

Her bir çiçeğin sahip olduğu bir renk var ve bu renkler uzmanlara göre, retinadan geçip optik sinirlere giderek vücudun cevap vermesini sağlayan zinciri uyaran bir ışık dalgası yaratıyorlar. Sinir sistemi boyunca da sinirsel sinyallerin iletilmesine yardımcı olan Nörotransmitterların salınımı gerçekleşiyor. 

Bu salınım sonucunda ise vücudunuzda,

  • İnsanı sakinleştiren bir hormon olarak kabul edilen melatonin
  • Uyarıcı etkisi ile adrenalin 
  • Mutluluk hormonu olan serotonin 

gibi yararlı hormonlar salgılanıyor.

Ruh halimize etkileri…

Jeannette Haviland-Jones ve eşi Terry McGuire çiçeklerim stres azaltmaya yardımcı olduğunu ve olumlu duygular geliştirdiğini gözlemledikleri araştırmalar yapmışlardır.

Kırmızı güller, 

  • Kırmızı rengi ile dikkat çekicidirler
  • Adrenalin seviyesini arttırıcı etkiye sahiptir
  • Enerjinin ortaya çıkmasını sağlar
  • Romantizm ve aşk gibi hisler ile ilişkilendirilir

İris çiçeği,

  • Süsen ya da Nevruz çiçeği olarak da bilinir
  • Mavi renkli olanları, beyin epifizini uyararak, uyku düzeninizi olumlu etkiler
  • Sakinlik yaratır
  • Stres ve endişe seviyenizi azaltır
  • Güven hissi ortaya çıkar
  • Korku hissi kaybolur

Ayçiçeği

  • Dikkat arttırıyor
  • Kişinin daha kararlı olmasına etki ediyor
  • Daha iyimser hissetmenizi sağlıyor

Çan çiçeği

  • Uyumanızı sağlayan melatonin hormonunu tetikliyor
  • Tiroksin hormonunu uyararak, tiroit bezinin ve metabolik hızın düzenlenmesini sağlar

Zinya çiçeği

  • Nefes hızınızı yavaşlatır
  • Sakinleşmenizi sağlar






Telif Hakkı Uyarısı:
Bu yazının tüm hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Yazının tamamı veya bir bölümü; yazarın yazılı izni olmaksızın kopyalanamaz, çoğaltılamaz, alıntılanamaz, yayımlanamaz, ticari amaçla kullanılamaz. İzinsiz kullanım halinde yasal işlem başlatılacak olup, her türlü hukuki ve cezai sorumluluk izinsiz kullanan kişiye aittir.
©psikologecemsercan